Mehmet Sadi Bayazıt yazdı; Reis...

Mehmet Sadi Bayazıt yazdı; Reis...

Allah’ın emirlerine sadık insanları neden sevmediklerini anlıyorum elbette.Çünkü sadakat sevmiyorlardı!

                      "Reis"

 

“Öyle dalmışız ki sebeplerine, sızlanmaya vaktimiz olmadı başımıza gelenlerden”

 

Bakiyesiyiz eskilerin, başkalarını dövmemek için, başkaları dövmeden önce,

evire çevire kendini döven...

Takiyesisiniz yenilerin, başkalarını övmemek için, başkaları övmeden önce,

evire çevire kendini öven.

 

 

55 senedir oturduğum mahalle ve insanları, çok benziyordu, bu günün muhalefetine!

Ve hala da aynıdır o mağrur bakışları hiç değişmediler…

Okmeydanı’nda, gecekonduların ortasındaki bir varoşta vaha gibi, üç katlı ve bahçeli evlerden oluşan, daha havalı, daha seçkin bir mahalle de oturmamıza rağmen, ruh uyuşmazlığından olsa gerek;  arasını nehir gibi bir yolun ayırdığı, gecekondu mahallesi, Mahmut Şevket Paşa’da büyüdüm.

İki mahalle bünye farklılığı yüzünden hep kavgalıydı yıllarca!

Ama ben, nasıl bir cesaretse artık, tek başıma dönerdim, büyüdüğüm mahalleden, oturduğum mahalleye…

Her iki mahallenin de sosyal dokusu, her açıdan, bu günün "Cumhur ittifakı" ile "Millet itifakı"nın numuneleri gibidirler.

Cumhur ittifakını temsil eden bir mahallenin adının, darbeci Mahmu Şevket Paşa olması da ne ironidir vesselam!

1970'ler de, oturduğum mahallenin gençlik spor lokalini işletirdi ağabeyim…

 Memleketin tek sahibi gibi davranmaları yanında, o kadar da kötü insanlar değillerdir aslında. Ağırlıklı olarak, Balkan göçmenlerinden oluşan, daha 70'lerde, Biriç, Satranç, Pinpon, oynayan, kültürlü okumuş insanlardı.  Ama bildim bileli, farklı olan her insana karşı kibirli olmuşlardır ne hikmetse...

60’larda Erzincan'dan gelmiş Sünni bir Türkmen ailesiydik, bütün sülalemiz ağız birliği etmişçesine silme ülkücüydü ama yine de bizi ‘Kürt’ diye küçümserlerdi!  Sanki büyük kabahatmiş gibi.

Oysa Karadenizlilerin tulum çıkardığı ve büyümekten onur duyduğum Mahmut Şevket Paşa'da, ne Kürtler vardı, birlikte aslanlar gibi yaşarlardı. Komşu komşunun külüne, gülüne muhtaç! Yoksullukta ve mağduriyette ve inançta eşitsen, ne Kürt kalır ne Laz!

Avrupa'da yaşadığım dönemde de çok karşılaşmıştım, her şeyi bilen bu modellerden;

Türk, Kürt, İranlı her gördükleri Ortadoğuluyu Arap sanan Alman'dan, her bıyıklı esmeri Türk, her çekik gözlüyü Japon sanan İspanyol'dan, Paris'te, ressamlar tepesinde de vardı Modigliani'nin kemiklerini sızlatan, söz konusu kadınlardan adamlardan…

Sevmezlerdi oturduğum mahalle sakinleri, Kürtleri, Anadolu dindarlığını Onların dindarlığına benzemezdi zira.

Allah'ın emirlerini; "her naneyi ye ama bayram namazına mutlaka gel" anlarlardı yani.

Kalbin; Allah’ın sevmediği kötülüklerle kirlene kirlene kararabileceği akıllarına bile gelmez ama yine kalpleri temiz kalırdı her nedense!

Allah’ın emirlerine sadık insanları neden sevmediklerini anlıyorum elbette.

Çünkü sadakati sevmiyorlardı!

Alemlerin Rabbine sadık olmayan daha neye sadık olabilir ki!

Evlenmeden önce sevgililerine, sevişerek evlenerek eşlerine, nihayet inandıkları davalarına ihanet ede ede alışıyorlardı ihanete!

Vatana ihanetle bile taçlandırabiliyorlardı, izinden gittikleri üstatları mesela! Çıkarına gelirse!

Allah'ın emirlerine sadık insanları neden sevmediklerini anlıyorum.

Bekaret sevmiyorlardı çünkü!

Kendi façalarının göze batmasını sağlıyordu, referansı din olan her ahlak.

Kendi eksiklerinin belli olması zorlarına gidiyordu sanki!

Allah'tan utananları görmek onlara, utanma duygusunu hatırlatıyordu belki de!

25 sene önce filandı… İyi arkadaşımdı oyuncu Binnur Kaya...

Hayrandım oyunculuğuna, hala da hayranım…

Sevmezdik ikimiz de, gösteri dünyasının yozlaşmış halini,

Sabahları Kur'an okuduğuna, güne başlarken sabah namazı kıldığına şahit olmuştum.

Beni kırmamak için değildi biliyordum. Zira diğer vakitlerde platonik severdi Allah'ı, yalnızdım.

Bir gün tesettür meselesini konuşurken, iki ablamdan birinin başı açık, birinin kapalı ama ikisinin de imanlı kızlar olduğuna şahit olduğumu anlatıyordum ki,

"Tesettüre karşıyım" dedi küt diye!

O zamanlar böyle ‘ben şok’ gibi zevzek tabirler yoktu ama, ben şok!

Oysa insani dengeyi, az önce iki ablamı da örnek vererek anlatmıştım.

"Neden?" dedim!

-"Çünkü bana çıplak olduğumu hissettiriyorlar uyuz oluyorum!"

Oturduğum mahalle ya da benzer mahalleler, sevmiyordu işte böyle şeyleri;

Sözünün eri olmak, elin kızına yan gözle bakmamak, yalan söylememek, iftira atmamak, zina etmemek, içki içmemek, kumar oynamamak, böyle ilkelere bağlı olanlar gibi olmak zor geliyor ve çıplak hissetiriyordu onlara.

İlkelerse mesele, Atatürk ilkeleriydi rehberleri…

Gerçi Atatürk ilkeleri için de;

"Öldürmeyin! Çalmayın! Yalan söylemeyin! İftira etmeyin, Eşinizi dostunuzu aldatmayın! Kendinizi aldatmayın" gibi ilkeler yoktu ama;

Olsaydı, yine Atatürkçü olurlar mıydı, o ilkelere uyarlar mıydı, yoksa acıkınca yerler miydi o da ayrı mevzu!

 

Doğu'luyuz Erzincan'lıyız diye bizi Kürt sanarak küçümserlerdi,

Sanki Kürt olmak doğuştan bir kabahatmiş gibi…

Pavlusu ve vaftizi bilmediklerine şahitlik edebilirdim oysa!

Biz de hep Türklüğümüzü dillendirirdik o kompleksle iyi mi!

Aklımız ermeye başladığında;

Sevgili merhum Babannem Güllü hatunun, Sivaslı bir Kürt olduğunu öğrendiğimiz de ne şok yaşamıştık o küçük aklımızla!

 

"Çocuktuk işte, tanımıyorduk kötülüğün dilini,

Oysa şimdi aklımız erince, ne güzel yakışmış diyoruz Türk bir Dedeyle Kürt bir Babaanne birbirine gül ile bülbül gibi...

Ne güzel bekliyoruz nöbetlerde, kimin umurunda, hangimiz gez hangimiz göz hangimiz arpacık…

Meğer ne güzel bir kırmızıymış hepimizin kanları diyoruz göğsümüzü gere gere,

Aşkımız depreşiyor rengini verene, marş gibi söylüyoruz önümüze gelene,

Ah benim, her kalbi kırılana, kalbinde temiz bir sayfa açan Memleketim,

kurban oluruz seni verene...’’

 …

Oturduğum mahalle, Okmeydanı gibi bir varoşun batılı yüzünü temsil ederdi hep!

Her varoşun bir piramidi olur netekim…

12 Eylül darbesinde, yas tutardı büyüdüğüm mahalle,  bayram etmişti oturduğum mahalle!

"Apartman çocukları" derlerdi evimizin olduğu mahalleye vakur Mahmut Şevket Paşalılar…

Oturduğum mahallenin hemen karşısında, Trabzon Of, Maçka, Tonya’lıların çoğunlukta olduğu, Karadeniz'in bütün renklerinin parladığı bir mahallede büyüdüm ben.

Trabzonspor'a ve Karadeniz'e, Reis'e ve Salih Tuna'ya hayranlığım biraz da bundandır!

Ve mahallede, herkesin sayıp hürmet ettiği, hepimizi peşine takan, çocukluk arkadaşım, 40 senelik dostum, dünya ahret kardeşim Çetin Erdem

Yaşı benden az küçüktür, ama hepimiz onun peşine takılırdık!

Bir yere çağırırsa, neden diye sormazdık!

15 Temmuz'da, yattığı acilde, serum hortumlarını koparıp, kimseden talimat beklemeden sokağa fırlayan;

haber bekleyen, benim gibilere de, "Hazır kıta talimat beklemez aslanım, hep hazırdır zaten’’ diyen!

 Gözünden sakındığı oğullarına; "Sakın şehit, ya da gazi olmadan gelmeyin"

diye bağıran adamdı!

Alevi-Sünni kışkırtmalarını engellemek için, kimsenin kınamasına aldırmadan;

"Başımıza Ali seçiyoruz olum işte daha ne istiyorsunuz" diye Alevi bir kardeşimizin muhtar seçilmesini sağlayan öncümüzüdür, Karadeniz'in has çocuğu Çetin Erdem.

Eskilerden beri semt kabadayılarının olduğu bir mahalleydi, büyüdüğüm Mahmut Şevket Paşa!

Dündar Kılıç’ın eniştesi, Oflu İsmail ve Hacı Süleymanoğlu sülalesinin yaşadığı mahalle.

Oflu ismail'in kardeşi Hızır ağabeyin oğulları İsmail ve İbrahim, çocukluk, gençlik arkadaşlarımdı.

Mahmut Şevket Paşa aynı zamanda, en namlı sol örgütlerinin de merkezi gibidir malum.

Karakteri köklü ve namlı varoş bir semtte yaşıyorsan, heleki Okmeydanı ise burası;

"kabadayı alemi"ne, ya da terör örgütlerine eleman da olursun, Allah’a kul olmuş bir sanatçı da,

Allah'a kul olmuş büyük bir lider de, seçim de gayret de senin!

Üç beş sokak aşağıya inersen Piyalepaşa, Baruthane ve Kasımpaşa…

Adını ‘Reis’ diye severek dillendirdiğimiz bir liderin büyüdüğü semt nihayet!

Karadenizliler daha iyi bilir, Reis ünvanı, taka kaptanlarına denir.

Karadeniz de herkes çekirdekten kaptandır ve çekirdekten Reistir.

Ama bu ünvânı almak için hayatta ve denizde en az "Kırk Ambar" dalga yemek gerekir!

Öyle kaptan bile olsa herkese denilmez, hak edilir bu ünvan.

Mesela kendilerine "reis" dedirten namlı kabadayılar, gerçekten seviyorlarsa Devletinin Reis’ini, yasaklarlar kendilerine Reis demeyi!

Sonra sırf namı ‘Reis’ diye izzet sahibi bir devlet başkanına yazılır bütün reislerin olmadık kabahatleri…

Ben olsam samimi bir kabadayının yerinde, kendisine ‘Reis’ diyenin eline veririm dilini!

 ‘Tayfa’ deyin lan!’ bana bundan sonra!

"Kırk Ambar ancak bir Cemil Meriç , bir Erdoğan" eder derim!

Eveet!..  Birkaç satırlık canı olan bir tuhaf şair olarak, kabadayılara da racon kesip, bedenimizi kalem, kafamızı kalemtraş olarak ürpererek hayal ettikten sonra…

Kendisini bir adım seveni, on adım seven bir mahallede büyüdüm ama

kendisine benzemeyen insanlara tepeden bakan bir mahalle de oturdum canım kardeşim!

Kabadayılar bile bu kadar tepeden bakmazlardı kimseye inan!

Ve nereye gitsem karşıma çıktı bu mahalleler ve bakış açıları…

Hayatı boyunca, ailesini, çocuklarını, çevresini, çalıştığı yerleri, hatta kendisini dahi yönetemeyen, işine gücüne, hayatına hep geç kalan insanların,

işini gücünü saat gibi dakik yapan ve milyonları kırıp dökmeden yönetmeyi 20 sene de 20 kere kanıtlayan bir insanı eleştirmesi, kendini kaybedip küfretmesi ve nihayet düşman olması grotesk bir hamakat değilse nedir!

O kendini bile yönetmekten aciz sorumsuzların eşleri ve mağdur çocuklarıdır işte, yolu uzun, boyu uzun bir adamın peşine düşenler…

Öyle bir kabiliyet ve çalışkanlık çıtası koydu ki, değil sırıkla, mancınıkla bile atlayamıyor hiç kimse…

Bir devlet en az fire ile nasıl başarıyla yönetilir, yazacak yeni Platonlar, Biruniler, rahat ol sen!

Tarih işte, evveli sonrası sadık bir levhi mahfuz!

Mesela sen şapkası, kazağı, rakısı, mavi gözleri için seversin birini,

Biz, bizi kendisinden fazla sevdiği için severiz birini!

20 senede saçlarına karlar yağdı adamın, daha ne olsun!

Nereden bileceksin dert nedir nasıl çekilir… Bak kadayıf olmuşsun, hala sübyan hatunlarda gözün, boyuyorsun biteviye saçlarını;

Sen daha kendini bile yönetemiyorsun ve bunu çok iyi biliyorsun!

Yine rakı sofrasında, uzun küfür faslından sonra "ben olacaktım ki" diye başlayacaksın söze, yine sızacak, ertesi güne borç para arayacaksın, yeni çilingir sofraları hatırına…

Kaç yaşımıza geldik, ilk defa bizi kendinden fazla seven birini bulmuşuz, bırakır mıyız yakasını!

Nasıl bir özlemdir bu bilir misin!

Var mı senin mahallen de, sizi kendisinden fazla seven biri?

Yok tabi!..

Bak biz asla etmeyiz ama her gün küfür ediyorsun kendi liderine de… gel gizli gizli!

Diktatör’ dediğin insana karşı ne kadar da cevvalsin öyle!

Öder parayı, parti diye bildiğin limited şirket nasılsa!

Madem diktatör değil, hiper demokrat liderin, etsene bir küfür, bir şeyler deneyelim hep birlikte!

Çalış, senin de olur, Miras değil alın teri…

 

Ama kolay ve kısa yoldan yaşamaya müptelasın sen!

Bak yine darbe gösteriyorsun aba altından!

Güçlü ve zalim olduğunuz tek/part yıllarda, darbeler yapacak kadar acizdiniz!

15 Temmuz'da, uçakla, tankla bile, sivillere karşı koyamayacak kadar acizdiniz!

Ama sizi, hala darbelerden medet umacak kadar sefil ve bu kadar aciz hiç görmemiştik!

 

Mehmet Sadi Bayazıt / Parantez Haber

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
6 Yorum