HDP meşru bir parti mi?

HDP meşru bir parti mi?

Bilimsel yaklaşım...

Prof. Dr. Atilla Yayla, Hür Fikirler sitesinde, "HDP meşru bir parti mi?" başlıklı yazısında, Türkiye siyasi sahnesindeki bu garabet yapıyı enine boyuna sorgulamış...

Atilla Yayla'nın sorunu tüm yönleriyle ele alan bu uzun makalesinde çarpıcı tesbitler ve gerçeklikler var...

İşte Yayla'nın o yazısından bazı bölümler:

Demokrasi ve Kürtlerin Siyaset yapma Hakkı

Bundan 15-20 sene önce TBMM’de bir Kürt partisinin bulunması pek düşünülemezdi. 14 Mayıs 1950’de demokrasiye geçildikten sonra çeşitli partilerde Kürtler hatta Kürt milletvekilleri hep olageldi, ama Kürt vatandaşlarımızın kendi etnik kimliklerini öne çıkartarak siyaset yapması çok zor ve tehlikeliydi. 1960 Darbesi sonrasında kurulan anayasal rejimde parti kapatmak zaten çok kolaydı ve sık sık vuku bulmaktaydı. Kürt kimliğini öne çıkartacak her parti kolayca kapatılabilirdi. Başka bir deyişle, her ne ise, Kürt probleminin çözümü yolunda Kürt vatandaşların siyaset yollarını kullanma imkânı yoktu.

Zaman içinde bu durum değişti. Özellikle AK Parti iktidarları döneminde siyasette iki önemli gelişme gerçekleşti. Bir: Genel olarak parti kapatmak çok zorlaştırıldı. En çok kapatılan partiler İslamî gelenekten ve Kürt siyasetinden gelenlerdi. Böylece Kürtlere siyasetin yolu Türkler için olduğu kadar açıldı. İki: Kürt kültürü üzerindeki yasaklar da önemli ölçüde kaldırıldı. Kürt dilini yazılı ve görsel medyada, cezaevlerindeki görüşmelerde, mahkemelerdeki duruşmalarda kullanmanın, Kürtçe şarkı-türkü söylemenin önündeki engeller tasfiye edildi. Kürt dilini öğretmek için kurslar açılmasına izin verildi. Devletin kendisi Kürtçe yayın yapan bir televizyon kanalı kurdu. Kürtçe yayın yapan kanal aslında, diğer bazı etnik unsurların durumlarıyla karşılaştırıldığında, adeta bir imtiyazdı. Meselâ, çok istemelerine rağmen, Çerkezler, hâlâ, Çerkez dilinde yayın yapan bir TRT kanalına sahip değiller.

AK Parti iktidarları başka bazı alanlarda da Kürt probleminin çözümüne yönelik önemli adımlar attı. Geleneksel ret, inkâr ve asimilasyon politikaları tek edildi. İktidar büyük riskleri göze alarak Oslo Müzakerelerini gerçekleştirdi, açılım ve çözüm süreçlerini denedi. Oslo Müzakereleri sonradan anlaşıldığı üzere FETÖ’nün komplosuyla bitirildi. Açılım ve çözüm süreçlerinde devlet üzerine düşeni yaparken PKK bunları tırmandıracağı terör kampanyasına hazırlık dönemi olarak kullandı. Emperyal güçler Türkiye’nin kendi göbeğini kendisinin kesmesini istemediği ve PKK’yı Türkiye’ye karşı kullanmaktan vazgeçmediği için PKK’yı manipüle etti ve terörü sürdürmeye ikna etti. Böylece bir ara çok umutlanılan ve yaklaşılan çözüm bir türlü gerçekleşmedi.

İktidarın demokratik siyaset kapılarını sonuna kadar açması Kürt kimlikli bir partinin doğmasına ve yaşamasına izin verdi. Bugün bu partinin adı HDP. Bu parti Türkiye’nin her tarafında örgütlenebiliyor. Genel seçimlere girip milletvekili çıkartabiliyor. Meclis çalışmalarına komisyonlar ve genel kurul toplantılarında katılabiliyor. Bir meclis başkanvekilliğini elinde tutabiliyor. Diğer partilerle açık veya örtülü ittifaklara girebiliyor. Bazı yerleşim birimlerinde belediye başkanlıklarını kazanabiliyor. Hazineden yardım alabiliyor. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday gösterip yarışabiliyor. Kısaca, diğer partilerin yararlandığı tüm imkânlardan yararlanabiliyor, seçimle gelinen her pozisyona talip olabiliyor.

HDP Melis’teki tüm partilerin yararlandığı hak ve imkânlardan sonuna kadar yararlanıyor ama diğer partilerden önemli bir farkı var. HDP, KCK yapılanmasının siyasî ayağı. KCK her alanda varlık göstermeye çalışan totaliter, baskıcı bir yapılanma. Sendikalarda, medyada, derneklerde, insan hakları örgütlerinde, üniversite öğrencileri arasında uzantıları var. Bir de silahı ayağa sahip: PKK. KCK’nın uzantılarının en önemlileri silahlı ayak PKK ve siyasî ayak HDP. PKK bir terör örgütü. İç hukukta da uluslararası hukukta da bu böyle kabul ediliyor. PKK devlet adamlarına, güvenlik görevlilerine, kendisine yüz vermeyen Kürtler de dâhil olmak üzere sivil vatandaşlara saldırıyor. Cinayetler işliyor, katliamlar yapıyor. Yakıyor, yıkıyor. PKK şefleri aynı zamanda KCK’nın da şefleri. HDP, KCK şefleri üzerinden PKK ile ortak. Hem milletvekili adaylarının ve seçim stratejilerinin hem de belediye başkan adaylarının ve belediye meclislerine girecek kimselerin belirlenmesinde belirleyici olan KCK-PKK. Bu yapılanma o kadar fütursuz ki, kanuna aykırı olmasına rağmen HDP’nin belediye başkanlığını kazandığı yerlere bir “eş başkan” gönderiyor. Böylece belediyelerde ikili bir yapı oluşuyor; bir tarafta vesayet makamlarıyla muhatap olacak kâğıt üzerinde bir resmî yapı, diğer tarafta gerçek güce sahip olan paralel yapı.

Parti mi Değil mi?

Siyasî partiler demokrasinin vazgeçilmez unsuru. Onlar olmadan demokrasi işleyemez. Demokrasi siyasî partilerin ana oyuncular olduğu bir oyun. Bu oyunun meşru bir katılımcısı (yani demokratik bir siyasî parti) olabilmek ve oyunda eşit şartlar altında yer alabilmek bazı şartlara bağlı. Bu şartlar demokrasinin usul kuralları başlığı altında toplanabilir. Bu şartlardan biri ve belki de en önemlisi, asla ve kata vazgeçilemeyecek olanı, şiddeti dışlamak.

Şiddeti dışlamanın dört açılımı var:

1) Bilfiil şiddete kullanmamak, şiddete başvurmamak,

2) Şiddet ile ve şiddet kullananlarla araya dışardan görülebilir bir mesafe koymak,

 3) Şiddeti ve şiddet kullanan aktörleri övmemek,

4) Şiddeti ve şiddet kullananları açık ve net olarak, kamunun duyacağı, göreceği ve inanacağı şekilde kınamak. Bu şartları karşılayamayan bir parti, adı parti olsa bile, demokratik anlamda bir parti olamaz.

Bunun da iki sebebi olduğu söylenebilir. Birincisi, şiddetin demokratik siyasetin olağan akışını bozması ve barışçıl siyasî oyunu imkânsız kılması. İkincisi, şiddetle bağı olmayan partilerin yarıştığı bir arenada bir partinin bir şiddet örgütüyle bağının olmasının o partiyi diğer partilerle eşitsiz hâle getirmesi, yani siyasî partiler arasındaki eşitlik şartını bozması.

Bu yüzden, demokratik bir parti ve demokratik yarışın meşru bir aktörü olması için HDP’nin yukarda dört açılımını verdiğim şiddeti dışlama edimini gerçekleştirmesi lâzım. Bu hem demokratik sistemin hem de biz vatandaşların haklı ve meşru bir talebi. HDP bunu geçmişte yaptı mı? Hayır! Bugünlerde yapıyor mu? Hayır! Yakın gelecekte yapacağına dair bir işaret veriyor mu? Hayır! O zaman nasıl olup da böyle bir partiyi barışçıl demokratik oyunun meşru bir siyasî aktörü olarak kabul edeceğiz?

ABD olsa böyle bir partiyi yer yüzünden siler!

HDP’nin durumunun demokrasiye ne kadar aykırı olduğunu ve demokrasilerin buna asla izin vermeyeceğini görmek için hayalî bir örnek üzerinden düşünelim. ABD’nin Kaliforniya eyaletinde hayli yoğun bir İspanyolca konuşan (Hispanik) nüfus var. O topraklar zaten daha önce Meksika devletine aitti. Hispaniklerden oluşan ve merkezi Meksika sınırları içinde olan bir terör örgütü kurulsa. Bu örgüt bağımsız bir Kaliforniya yaratılması veya Kaliforniya’ya ayrı bir siyasî statü verilmesi için ABD sınırları içinde terör eylemleri gerçekleştirse. Devlet adamlarına, güvenlik güçlerine, sivil insanlara, ekonomik ve sosyal tesislere saldırsa.  Adı KKP (Kaliforniya’yı Kurtarma Partisi) olan bu terör örgütü aynı zamanda ABD’de faaliyet gösterecek, KADP (Kaliforniya Aslına Dönsün Partisi) adlı bir parti kursa. KADP,  ABD’de temsilciler meclisi ve belediye başkanlığı seçimlerine katılsa. Kongrede milletvekilleri olsa. Bazı yerleşim birimlerinde belediye başkanlıklarını kazansa ve belediye imkânlarını, kaynaklarını terör örgütünün faaliyetlerine lojistik destek sağlamak için kullansa. Ne dersiniz, ABD böyle bir partiye müsaade eder mi? Onu demokratik, meşru bir aktör sayar mı? Diğer partilerin sahip olduğu hak ve imkânları ona tanır mı? Cevap belli, bunu asla yapmaz. Muhtemelen böyle bir partiyi yeryüzünden siler.

Ya Almanya, bir eyaletinin, meselâ Bavyera’nın Almanya’dan kopması için faaliyet yürüten bir terör örgütüyle organik ilişkiler içinde olan ve seçimlere giren bir partinin var olmasına izin verir mi?

Yoksa onun öncüleri trafik kazalarında, gaz patlamalarında, hapishane intiharlarında can mı verir? Ya Fransa? Cezayir’de bir milyon insanı öldüren Fransa Marsilya bölgesinin ülkeden ayrılıp bağımsız bir devlet olmasını talep eden bir terör örgütünün parti ayağının Paris’te mecliste veya Marsilya’da belediye başkanlığı koltuğunda oturmasına izin verir mi?

İspanya’yı sormuyorum, orada ne olabileceğiyle ilgili spekülasyon yapmaya gerek yok, çünkü yaşanmış vakalar var.  Batasuna Partisi terör örgütüyle ilişkisi yüzünden kapatıldı ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) bu kararı tasdik etti. Konu üzerinde bir makale yazan hukukçu Dr. Ömür Aydın’ın dediği gibi, “Herri Batasuna ve Batasuna Partileri, ETA Terör örgütüyle organik ilişkileri nedeniyle kapatılmıştı. Siyaset alanından çıkıp şiddet uygulayan örgütlerle organik ilişkileri olan siyasal partiler, demokratik toplumda yaratacakları risk nedeniyle yasaklamayla karşılaşabilirler.” 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.