"Ledün"süz bir mukaleme; Hayat nereye doğru akar?

"Ledün"süz bir mukaleme; Hayat nereye doğru akar?

"Varlık sırrının bütün şubelerini kahramanca kucaklamış..."

Biz de seninle "muhavere" yapalım Şemsettin?

-I-

Arada bir durup, kendime de sormuyor değilim;

Bir yanda “yaşanmaya değer hayat” ideali etrafında, “ciğerinden kalemine kan çekerek” değer üretenler, diğer yanda üretilen bu değerleri bayağı nefs hileleri içinde bozuk para gibi harcayan karakter fukarası, “itibar açlığından geberen” kapkaççılar!

Bir yanda, her türlü ahlâktan soyutlanmış, sinsi sinsi kuyu kazanlar, bir yanda lepegeli sansür çetesinin tuzakları, bir yanda dost kılıklı müraîlerin fingirdeklikleri… Diğer yanda, fitne, fesad, hased, dedikoducu ezik-büzük bir avarel’in havaya kattığı kirli zehir… Hangi biriyle uğraşacaksın kardeşim!

Şemsettin; -“Beni düşmanımın kötülüğü değil, dostumun-dost görünenin- sinsiliği korkutur” diye bir söz var abi, Hazreti Hamza aitmiş sanıyorum?

-Biz de seninle “muhavere” yapalım Şemsettin ne dersin?

-Olmaz abi, onun için birimizin ölmüş olması lazım… Yani ölmüş ve görünmez olması lazım!

-Ne diyorsun Şemsettin!

-Şöyle abi, “ruhu ve bedeni” ile bu hayatta olan büyüklerin “ortaya koyduğu” değerleri anlamayacaksın, fakat vefat edip “görünmez” olunca, yedi yirmi dört “muhavere” olacak, bunun öyle olması lazım… Yani biz muhvare etsek bile bizim ki “ledünnî” olmaz!

-Olsun Şemsettin, biz de “ledünsüz” muhavere ederiz! Hatta hiç muhavere de olmasın, doğrudan "mukaleme" yapalım!

Hayat nereye doğru akar?

-II-

-O zaman olur abi…

- Hayat nereye doğru akar Şemsettin, içimizde varmak istediğimiz yere doğru mu, dışımızda gözden ırak bir meçhûle doğru mu, hayat akar Şemsettin, Üstadın dediği gibi, “Herşey akar”, “su tarih, yıldız, insan ve fikir.” Akmadan durmak mıdır yoksa ölüm, yoksa ölüme doğru her an biraz daha akmak/yaklaşmak mıdır “hayat” dediğimiz Şemsettin… “Fâni olmak”, geçici olmak, varken yok olmak nedir Şemsettin?

Diyor ya KİM, “Kâinat’ın ortasında İNSAN” nedir, ne arıyoruz burada Şemsettin… Kendimizi kâinatın ortasında tek başına, yapayalnız hayâl edelim, oysa hayâle ne gerek var, gerçekte zaten öyle değil miyiz?..

Şemsettin: - Nice “var”lar, “mış” gibi oldular abi, seksen milyonluk bir gürültünün içinde silinip gittiler… Bir kısmı hâla kendini “var” sanıyor, ayakta olduğu ve yiyip içtiği için… “Varolmak” bu muydu abi?

-Değildi tabii ki; Var olmak, ne olmak, nasıl olmak, niçin olmak, sorularının cevabını bulmuş olarak, olduğun şeyin şuurunda olmak, kendi “ben”in ile dünya ve hayat arasındaki “anlamı” bulmak, o “mânâyı”, o mânânın vecdini yaşamak… O ideale sımsıkı tutunmak, perçinlenmek ve hep aramak, hep aramak…

KİM’e kulak verelim;

“Çok sevdiğim, sık kullandığım ve mutlak üstün yaratılışların çilesi diye ele aldığım hassa; nefs muhasebesi... İnsanın iç ve dış alemleri arasındaki nisbetler tablosunu çizmek ve şahsiyetini bulmak borcuna dayanan bu ulvi hassaya muhtacız!...”

İşte yolda göründü; Nefs muhasebesi?..

-Varlık, varolmak, “varoluş” başlı başına bir mucize? Alışkanlıkları terk edip sormaya başlayınca aralanıyor perdesi… Diyordu ya KİM, “Şuur seviyesinin her değişmesinde, “gerçeklik” seviyesi-algısı” da değişir” diye…

“Olmak” nedir? “Varlık sırrının bütün şubelerini kahramanca kucaklamış” olmak nedir?

-III-

-Uçmaya kaçmaya hiç gerek yok mu diyorsun yani abi…

-Hayır Şemsettin, uçmaya karşı değilim, hatta gerekiyorsa kuşlar gibi sürüler halinde uçalım… Ama bağlı olduğumuz “fikir sistemi” uçmadan önce, “olunması gerekeni” şiir idrakine hitap eden bir şiir güzelliğinde ortaya koymuş…

-“Derin ve gerçek mü’min?..”

Evet…

-Abi bu çok "ağır" olur, size diyeyim...

-Olsun Şemsettin... Ağır olsun! İnsanımızı "fikirden" uzaklaştırıp, "hafifleştirmeye" çalışanlara, sonra "kuş gibi hafifleyip" uçanlara bir "mihenk taşı" olarak dursun, "olmak nedir?"e dair en azından;

- "Gerçek ve derin müslüman, dünya ve insan kadrosunun bütün iş ve fikir muhasebesini muvazeneleştirmiş,

 -Zimmet (sahip çıkacağı ve koruyacağı) ve matlup (istenileni gerçekleştirici) sütunlarını tam bir sıhhat ve mutabakatla karşılıklı mizana sokmuş,

-Yapılacak ve yapılmayacak her şeyi tespit etmiş, bütün istikametleri keşfetmiş ve işaretlemiş,

-Bu hayatın yaşanmak zahmetine değer bütün kıymetlerini tablolaştırmış,

-En uzak buğday başağının ucundaki taneden, güneşin kalbine kadar nabız dinleme aletlerini her noktaya dikmiş ve her unsurun gaye ve memuriyet sırrına ermiş,

-Yeryüzüne ve madde alemine insan tahakkümünü ve bunun muazzam cihazını azami istismar haddine yükseltmiş,

-İdrak ve "tekevvün-oluş" çilesini nihaî hassasiyetle doldurmuş, frenklerin"sajes" dediği nihaî vecd, zerafet, huzur ve sükûna varmış;

-Kısaca, insan başını sümüklü böcek kafasından ayıran tek haysiyetle, varlık sırrının bütün şubelerini kahramanca kucaklamış, plânlaştırmış ve bunun insan cemiyetini teşkilatlandırmış, kâmil insan örneğidir.”

Büyük Doğu Mimarı'nın "derin ve gerçek mümin"i ifadelendirişi böyle!

*

İdeal yerinde dursun” da, yüzümüz, yönümüz oraya dönük dursun da, ulaşıp ulaşamamak sonraki dava…

-Abi  dedim ama yine diyeyim, bu çok ağır oldu…

-Evet Şemsettin, fark ettim biraz ağır oldu…

-20 Sene önce ölüp gitmiş Barış Manço’da “ledünni ilim olup olmadığını” merak edeceğinize –varsa n’apacaksın o da ayrı mesele- bunları “muhavere” edin mi demek istiyorsun abi?

-Hayır Şemsettin, başka bir şey demek istiyorum, onu da yarın söyleriz artık...

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.