İnanılmaz bir yetenek, olağanüstü bir olağanüstülük!

İnanılmaz bir yetenek, olağanüstü bir olağanüstülük!

-"Ayyaç bastırıyoruz abi ayyaç!"

-I-

Evet, “Nakşi sırrı”nı da ağızlarda sakız olmaktan kurtardıktan, (kurtarmaya çalıştıktan) sonra gelelim meselenin diğer kısmına ve bu konuyu kapatalım artık, bir iki dokunuş daha yaptıktan sonra…

Zira, ortamı kendine “uygun” bulup, cerahatini daha derinden akıtan, suyun altından saman yürüten “sinsi sinekler” var daha! Ortamı, fitne, fesad, dedikodu çöplüğüne çeviren bayağı sinsilere geçiş yapalım…

En son, iyice anlaşılsın diye grafiklerle, “işaret levhaları” ile de durumu tarif ettik…

Bu muska hiçbir marazımıza çare olmadı!

-II-

Kabul edelim ki bütün bu safsatalar, abukluklar doğrudur. “Görüşmeler, temaslar, müjdeler, irtibatlar” mevcuttur…

 Peki bu “irtibat sayesinde”, hangi soruna çare bulmuş, hangi meselemizi çözmüşsünüzdür?

Şemsettin: -Abi benim öyle “bağlantılarım” olsa, bırakın bu küçük meseleler içinde boğlumayı, şimdiye devrim yapardım!

-Harikasın Şemsettin, aynısını ben diyecektim, daha mini minnacık meseler, sorunlar içinde boğuluyoruz, bari onlara bir çözüm önerisi filan getirseler de biz de biraz nefes alsaydık değil mi! Yani, o kadar ş’ediyorsunuz bari şu ufak tefek meselelerimizi (fikri, ahlâki, insanî bazı meseleleri) en azından halletmiş olsaydık?

Şair’in iki üç yüzyıl önce dediği gibi; Yazdığın muska bizim hastalığa iyi gelmedi ey keramet satan şeyh, al, ez de suyunu iç

(-“Nüshan maraz-ı aşka ilâç eylemedi hiç/ Ey şeyh-i kerâmet-furuş ez de suyunu iç”)

Pardon, bundan önce bir şeyi daha netleştirmek gerekiyor; Sizin için “mesele nedir?”… Sorun gördüğünüz, öncelikle halledilmesi gerek diye düşündüğünüz, bu meseleyi çözersek, diğerlerini ona göre daha kolay çözebiliriz dediğiniz herhangi bir husus var mı?..)

 

“Ayyaç basıyoruz abi ayyaç...”

-III-

Pardon, bundan da önce;

Sizin “dünya görüşü” ile irtibatlandırdığınız, herhangi bir meseleniz var mı?

Şemsettin: -Ayyaç basıyoruz ya abi ayyaç!

-Ayyaç ne Şemsettin?

Şemsettin: -Bildiğin ayyaç abi? Unuttun mu yoksa? Hani bir tane “yedek şeyh” vardı, bunlar “İslami öndeyliği” kapkaççılık yöntemi ile ele geçirdik Elhamdülillah" diye kendi aralarında…

-Haa, hatırladım, hatırladım… Ayraç...

Şemsettin: -Siz “dünya görüşü” ile bir irtibatınız var mı deyince, işte o geldi aklıma, benim birebir konuştuğum kapkaççı esnaf… Diyor ki;

-“Biz buyda kitap basaysak, onu da alan oluysa, kitabı alan da vakit bulup okuyacak olursa, okuduğu yeri karıştırmasın diye ayyaç basıyoruz! Bu sayede, (ayyaç basarak) “İslamcı sünepe olmayan öndeylik” ilerliyor anlayacağın!” diyor!

-Tamam Şemsettin tamam, ben de bu “ayyaç” ne diye bir ân hatırlayamadım. Ee tabii doğruya doğru, o konuda hakkını da teslim etmemiz lazım! Adamların hizmetini de inkâr edecek değiliz! O “ayyaçların” önemini ilerdeki kuşaklar daha iyi anlayacaklardır! Düşünsene, kitabı okurken, okuduğun yeri karıştırmışsın, maazallah, “ayyaç” da yok, n’olacak, bul bulabilirsen bir daha okuduğun yeri! O yüzden “okuyucuya ayyaç hizmeti” önemli tabii ki!

Umarım ilerde de, “öndeylik” tarihlerini öyle anlatırlar; “Ulan biz geçmişte ne ayyaçlar basmıştık, kimse basamazdı o ayyaçları” kıvamında!

Neyse, mevzuu “ayyaçlara” geldi, dağıldı, bir ayraç olsa koyardık şimdi araya! 

Şemsettin: -Abi siz yine de fazla ş’etmeyin isterseniz, berzahtan bunlara, “ayyaç basın”  demiş olabilirler…

-Şemsettin! Sen de bana benzemeye başladın!

-Paydon abi!

Kabul ediyoruz inanılmaz bir kabiliyet, olağanüstü bir olağanüstülük!

-IV-

Bir ân için “gerçeği” olduğu gibi kabul edelim…

Bir ân için;

-“Ne yapmak istiyorsun, nereye varmaya çalışıyorsun, amacın nedir?”

Gibi “makûl” soruları sormaktan vazgeçelim…

Akıl, iz’an ve muhakememizi kapının dışına koyalım, tamam peki…

Tamam abiciğim, inandık kabul ettik; Kimliğini açıklamadığın bazı insanlarla “muhavereler” yapıyorsun, “Berzah”ta kim var kim yok, hepsini tanıyor, hepsi ile görüşüyor, konuşuyorsun, anladık,  sen de tıpkı, A. Altındal’ın kitabından aktardığın şeyleri de kabul ediyoruz, orada belirttiğin gibi, “şarlatan” değil, “psişik bir şey”sin, kabul ediyoruz; sen de “Ciaey” gibi, “Kagebe” gibi, uzaktan yakından, gaibden, geçmişten gelecekten haberler toplayabiliyor, kulağını dayayıp bir takım gizli bilgilere ulaşabiliyorsun…

Kabul ediyoruz! Müthiş bir yetenek, inanılmaz bir kabiliyet, harika, olağanüstü bir olağanüstülük! Tamam abiciğim, eyvallah! Bu olağanüstü yetenekle bir “sorunu”, bir “meseleyi” çöz, biz de biraz rahatlayalım, biraz nefes alalım, olmaz mı?

(Tabii ki bana da; “İdeolojik formasyonun yok, dur bir dakika, sen bunu sormadan önce, bizim teklif ettiğimiz altyapının bir üst kısmı var oraya çıktın mı? Bir ideolojik formasyonunuz yoksa, bütün bu bahsedilen şeyler, “uçtu kaçtı”nın ötesinde bir şey ifade etmez…” demeyeceksin umarım! Naçizâne, sizdeki kadar olmasa da biraz formasyonum filan var yani…)

Tamam abiciğim kabul ediyoruz; müthiş bir yetenek, inanılmaz bir kabiliyet, olağanüstü bir olağanüstülük, kabul...

Psişik durumlar?

-V-

Abiciğim, elbette ABD’nin CIA’sı, Rusya’nın KGB’si bu “psişik konularda” çalışma yapacaklardır… Neticede dünyanın iki büyük süper gücünden söz ediyoruz, bunlara “istihbarat” da lazım, teknoloji de lazım, “psişik, telapatik” yöntemler de lazımdır, kullanmak isteyeceklerdir… Kendinizi niçin bunlarla kıyaslıyor, “bunlar yapıyor ben de yapıyorum, ne var bunda!” şeysine getiriyorsunuz olayı! Lütfen! Kimsenin siaeyin, kagebenin bu tür çalışmalar yaptığını inkar ettiği filân yok!

Sevgili abiciğim, kimse sana demiyor mu ki; Onlar iki süper devlet, bırak onlar yapsın, sen ne cıasın, ne kagebesin, sen Çamlıhemşin’de, bir kamera bir tripodu olan, kendi halinde birisin…

Ne diye kendini, cıa ile kgb ile kıyaslıyorsun…

“Bizdeki istihbarat cıa da kgb de yok” diyorsun, tamam, peki... (Sonra, “istihbarat” deyince “istihabarat” anlamış salaklar” diye bir de “anlayış kıtlığını” dinleyenlere hamlediyorsun. Neyse bu konuyu halletmiştik, sen “istihbarat” dediğinde, biz artık senin “ricalül gayb” ile gereksiz görüşmelerini hatırlayacağız…)

Nitekim zatınıza daha önce de sorduk, sen n’apacan o kadar istihbaratı? diye ama cevap alamadık…

Mesela misâl olarak en son, bundan 20 bilmem kaç sene önce ölüp gitmiş popçu Barış Manço’nun “ledünni ilme sahip olup olmadığını” muhavere etmişsin… Olayın zırvalığı, sorunun saçmalığı bir tarafa, diyelim ki bunu öğrendik, ne geçti elimize? Bu mudur “istihbarat”(!) bu mudur “ledünni muhavere”?

Hadi bizim elimize bir şey geçmedi, sizin elinize ne geçti gerçekten?

Böyle “muhavere” mi olur abiciğim? Böyle, konuşma, görüşme, istihbarat mı olur Allah’ını seversen!

Kim âyetleri inkâr ediyor?

-VI-

Sanıyorum bir de çok ciddi bir “yanlış anlama” var veya kasıtlı bir çarpıtma;

-Nedir bu saçmalıklar” diye itiraz edenleri, “ayetleri inkâr etmekle” suçluyor, “psişik abimiz...”

Sevgili abiciğim onlar, okuduğun o ayetleri inkâr etmiyorlar, -etseler zaten dinden çıkmış olurlar- sadece sizi “anlamaya” çalışıyorlar;

Senin ne yapmaya çalıştığını, nereye varmak istediğini, senin derdinin ne olduğunu, kime neyi isbatlamaya çalıştığını, bu “muhaverelerle” hangi meseleyi çözdüğünü-çözmek istediğini soruyorlar?

İnsanlar bunu sorunca, “ayetleri inkâr” etmiş olmazlar, Allah muhafaza, yoksa dinden çıkarlar!

*

Aslında bir açıdan baktığımızda, ülkede yaşanan gündeme hiç aldırış etmeden, fantastik bir âlemde gezinmekten büyük keyif yoktur! Dünya yıkılsa umurunuzda olmaz!

Birazdan ben de müsadenizle böyle “fantastik bir âleme” dalacağım…

Bu konuyu burada kapatıyor, bitiriyoruz… Yeni bir “olağanüstü olağanüstülük” olmadığı sürece tabii ki...

Bitti…

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.