İdris Kartal yazdı; Ahmet Kekeç hayatı anlatıyor!

İdris Kartal yazdı; Ahmet Kekeç hayatı anlatıyor!

Ulufer, olduğu kadar yaşayanların hikâyesi…

Ulufer, olduğu kadar yaşayanların hikâyesi...

Ahmet Kekeç, 2019 yılında uzun senelerin ardından bir roman daha çıkardı piyasaya. Şükrü Sak ağabeyim bana bu eseri okumamı ve tahlililini yapmamı istediğini söyleyince ister istemez strese girdim. Kitabı okumaya başlayınca rahatladım ama bu sefer de böylesi güzel bir eserin hakkını verememekten korktum. Nihayetinde kitap yılların yazarı Ahmet Kekeç’in kitabıydı.

Ulufer o kadar gerçekçi ki… Sokakta, mahallede, herhangi bir evde yaşayan herhangi biri Mehmet Ali. Daha ilk cümleden empati yapmaya başlıyoruz. Bu empati dediğin zorla da yaptırılmaz ki. Ahmet Kekeç, Mehmet Ali vasıtasıyla empati yapmaya zorluyor okuyucuyu. Kitabın sonuna kadar empati yapmaya devam ediyoruz.

Küçük dert yoktur. Dert derttir ve herkes derdini kendi gözünden görür ve o göz sadece kendi derdini görür. İşte biz de herkesin kendi derdinden kurtulma çarelerini gözlemliyoruz. En çok da şairin deyişiyle “Buralardan böyle ceketsiz kaçmak geliyor” misali çözüm arayanlara rastlıyoruz. Yazar izin verse herkes İskenderun’u terk edecek fakat…

 Bir ölüm vakasıyla başlıyor kitap. Mehmet Ali’nin ve Haydar’ın ve Hasan’ın babası vefat ediyor. Herkes üzgün, herkes yaralı… Sonra hayat devam ediyor; işçi işine köylü köyüne gidiyor. Az evvel ölen Gani artık tek başına yükleniyor ölümünün sorumluluğunu, aynen yaşamanın sorumluluğunu geride kalanların yüklendiği gibi. Biz buna hayat diyoruz. Ahmet Kekeç hayatı anlatıyor.

Ahmet Kekeç anlatıcı rolünde Mehmet Ali'yi kullanıyor. Biliriz ki anlatıcı genel olarak yazarın kendisidir.  Bu nedenle yazar ona kıyamaz, dertleriyle bizleri de dertlendirir... Ona kötülük yaptırmaz, onu kötü biri yapmaz ve korur. Ancak yazar Mehmet Ali'ye o kadar iyi davranmıyor. Kötü özelliklerini onu okuyanların gözleri önünde yüzüne vuruyor ve ona acımıyor. Biraz evvel babası ölmüş Mehmet Ali'ye yine de acımıyor. Her şeye rağmen Mehmet Ali’nin öykü ilerledikçe daha iyi bir insana, daha iyi bir karaktere dönüştüğünü de belirtmek gerekiyor. Okuyucu da bu yolla Mehmet Ali’yi daha fazla benimsiyor.

Zannedilmesin ki kitap büyük bir karamsarlık içinde ve kimsenin mutlu olmadığı bir çevrede geçiyor. Pek öyle sayılmaz. Ayrıca hayatın doğal akışı içinde olağanüstü bir şeyler beklemek aklımıza gelmiyor. Hep birilerinin içinde bulunduğu cendereden  kurtulması için yazarın gözlerinin içine bakarız. Bir mucize, bir ümit ışığı, yazarın bizden sakladığı bir şey... Ahmet Kekeç hayatı yazmış. Beklentiler de hayatta başımıza gelenleri aşamıyor bu nedenle. Kendimizi bırakıyoruz ve olanları yalnızca seyrediyoruz. Çünkü yazar belli ki gerçeklerden uzaklaşmayacak.

Ortaya bir de Muzo ya da Muzaffer karakteri çıkarıyor Ahmet Kekeç. Hani şimdilerde “atanamamış” deriz ya o da öyle: Atanamamış aktör. Sinema sektöründe şanssızlığına yenik düşmüş, bahtsızlığını kabullenmiş ve en sonunda da durumu idrak etmiş ve geri dönmüş biri. Boyunun ölçüsünü alıp artık o işlere girmeyecek biri ve de. Eserde yüzümüzü güldüren de o oluyor. Ortalık şenlensin diye başından geçen olayları anlatıp milleti güldürmeyi başarıyor. Ayhan Işık’ın veliaht olarak kendisini gösterdiği bir toplantıda Halit Refiğ’in papağanı yüzünden rolü kaybeden de Muzaffer, aynı gün evladını toprağa veren Tahsin’i rol icabı ata bindiği sahneyi anlatırken yerlere yatırarak, gözlerinden yaşlar getirene kadar güldüren de Muzaffer. Ayrıca Mehmet Ali’nin de en iyi arkadaşı, dert ortağı… Muzo’nun etkinliği sayfalar ilerledikçe daha fazla artacak ve bu etkinlik kitabın sonuna kadar devam edecek.

Dönemin siyasi atmosferi de yoğunluklu olmasa da yansıtılıyor. Demirel-Ecevit kavgasının sokaktaki izlerini görüyoruz. Böylece olayların geçtiği tarihi de az çok tahmin edebiliyoruz. Gündelik meseleler, ekonomik zorluklar ve hayat gailesi esere ölçülü bir şekilde yedirilmiş. Bir konuya saplanıp kalmıyoruz. Evet, Mehmet Ali’nin etrafında dönen olaylar zinciri var ama onun tek boyutlu olmayan bir hayatı da var. Mesela kitaba ismini veren Ulufer var. O Ulufer ki Mehmet Ali'nin kalp atışlarını hızlandıran ve durduran, o Ulufer ki Mehmet Ali'yi yaşama bağlayan ve yaşamdan koparan... Fakat Ulufer, kesinlikle Ulufer üzerine kurgulanmış bir eser değil. Ulufer var ama Mehmet Ali’nin bazen en yakınında bazen de en uzağında duruyor. Ulufer bazen her şeyin sebebiyken bazen hiçbir şeyin sebebi olmuyor.

Çok cepheli bir savaşın tam ortasında en önünde ve hayatta kalabilmek için tüm cephelerde kazanmak zorunda olan, dert yükünü omuzlamış bir Mehmet Ali. İstiyoruz ki zafer onun olsun, istiyoruz ki hayatta kalsın.

Kitap, diyalogları çok olan bir kitap. Ahmet Kekeç, akıcılığı biraz da böyle sağlamış. Okuyucu kim ne dedi derken olaylara hâkimiyet sağlıyor. Kitap okumayı seven, İsmet Özel, Kemal Tahir okuyan, dergilere şiirler gönderen, şiirleri arada bir yayınlanan, yayınlanmayınca hayal kırıklığına uğrayan da biri Mehmet Ali. Eser hayal kırıklıklarıyla dolu bir eser. Keşke yalnız bunun için hayal kırıklığına uğrasaydı.

Ulufer, olduğu kadar yaşayanların hikâyesi…

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum