"Anladım, lakin zaten Türk değilmişsiniz ki! Piçmişsiniz!.. “

"Anladım, lakin zaten Türk değilmişsiniz ki! Piçmişsiniz!.. “

Ömer Seyfettin'in bir hikayesi...

Piç hikayesi, Ömer Seyfettin'in ilk kez  21 Ağustos 1913 tarihli Türk Yurdu  dergisinde yayımlanmış olan bir hikayesidir.

Ömer Seyfettin bu hikayesinde Türk bir Baba ve Çerkez bir anneye sahip gibi gözüken ama aslında babası Fransız olan bir adamın bu gerçeği bilmemesine rağmen hayatı boyunca kendisini Fransız gibi hissetmesi ve gerçekten de babasının bir Fransız olduğunu öğrenmesi konusu üzerine kurgulanmıştır.

Öykü ön yüzünde Bingazi Savaşından dönen bir Türk’ün, İngiliz işgali altındaki Mısır’da okuldan bir arkadaşı ile karşılaşması, lokantada karşılaştığı Fransız kılıklı bu okul arkadaşının Fransız gibi davranmasına içerlemesi üzerine kurgulanmıştır.

Bu kurgu üzerinde de Ömer Seyfettin bu öyküde Osmanlıcı ve Türkçü düşüncelerine de yer verme fırsatını doğurmuştur.

Necip Araplık, yükselmek isteyen Türklüğün o kuvvetli ve mukaddes kanadı, orada kendi vatanında esirden başka bir şey değildir.” 

Türklerin çekilmesiyle beraber hain ve zehirli bir çekirge bulutu gibi oraya üşüşen Avrupalılar,  bu zavallı İslam memleketinin bütün hayat damarlarını ellerine geçirmişler, doymak bilmez kudurmuş bir açlıkla, azgın bir hırsla din kardeşlerimizin kanlarını emip dururlar.”

Asya’daki Türk hükümetlerini bitiren Avrupalılar, onların din ve şan kardeşlerine, Araplara da saldırmaya başlamışlardı. Bütün Turan, bütün Hindistan esirdi

Fransız hayranı Ahmet Nihat

Öykünün omurgası çocukluğundan beri Fransız kültürüne hayran olan, Fransızlar gibi giyinip düşünen, Fransız milli marşını dinleyen Ahmet Nihat’ın Fransız gibi davranan  bir Tük mü yoksa gerçek Fransız mı olduğu sorusudur.

“Ahmet Nihat Katolik olabilir. İnancını elbise gibi değiştirebilen, vicdanını adi bir eşya gibi satan insanlar bu dünyada az değildir. Lâkin İstanbul’da doğan, anası Türk, babası Türk olan, Türkçe konuşan bir aileden çıkan, damarlarında Türk kanı akan bir Ahmet Nihat milliyetini değiştiremez, Fransız olamaz, yalnız kendini aldatır…”

Liseden sonra Paris’e giderek eğitimini de Fransa’da tamamlayan Ahmet Nihat,  nefret ettiği Tükiye’ye bir daha dönmek istemez.  “Tatil zamanlarımı Beyoğlu’nda geçirirdim. Türk ve Türklüğe benzer her şeyden tiksinir, iğrenirdim.”…

“Babam, iri vücudu, geniş omuzları, kuvvetli kolları, ablak çehresi, kalın dudaklarıyla tıpkı budala bir Türk pehlivanını andırırdı… Gayet narin ve nazik bir Çerkez olan annem, ondan dehşetle nefret ederdi. Ben bunu anlardım.”

 Hatta annesi ölüm döşeğindeyken dahi gelmek istememiş ama miras meselesi nedeni ile gelmek zorunda kalmıştır. “Yine o iğrenç ciğer gibi fesi giyecek, yine budala bir Türk’e kırmızı başlı duygusuz bir şampanya şişesine benzeyecektim.

 Türkiye’de annesi ona çok sevineceği bir müjdeyi vermiştir. Annesi, babası sandığı adamı aldatmış ve Ahmet Nihat’ın gerçek babası bir Fransız’dı.  Annesi ona gerçek babasının adresini de vermiştir. Öykü Bingazi’ye savaşmaya giden anlatıcının tepkileri ve şu manidar sözleri ile sonlanır

“-Anladım, lakin zaten Türk değilmişsiniz ki… Piçmişsiniz!.. “

“Acaba bunların da hepsi piç mi? Hepsinin anneleri Beyoğlu’nda mı gebe kaldı?”

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum