Şükrü Sak'tan, Dilipak'ın "tekzibi" ile ilgili açıklama!

Şükrü Sak'tan, Dilipak'ın "tekzibi" ile ilgili açıklama!

"Kıvırma" konusundaki yeteneğini bir kere daha takdir ettim!

Sitemiz yazarlarından Şükrü Sak'ın bir yazısı üzerine, Abdurrahman Dilipak tarafından gönderilen tekzibi, yazarın kendisine sorarak yayınlamıştık. Şükrü Sak, bu tekzible ilgili bir açıklama gönderdi. Onu aynen yayınlıyoruz...  (Parantez haber)

İşte Şükrü Sak'ın o açıklaması:

Öncelikle, bu boş beleş tekzibi olduğu gibi, lank diye yayınlamışsınız, ben sandım ki, sadece “iddialara cevab” niteliği taşıyan kısımları, bir haber şeklinde yayınlayacaksınız... O yüzden demiştim yayınlayabilirsiniz diye...

İkinci olarak, bir konuda tekzib yayınlamak, sizin kendi adınıza “ilkeli” hareket ettiğinizi gösteriyor olabilir, ama en azından tekzib metnindeki yalanları bari çıkarsaydınız... Ben şahsen, benimle ilgili bir “yalanı-iftirayı” tekzibi yayınlatmak için, önce noter kanalıyla gönderdim, yayınlamadılar. Sonra, mahkeme kararıyla göndereyim dedim. Benimle ilgili apaçık, çıplak, dümdüz bir yalandı! (İsmail Saymaz’ın uydurduğu, Odatv’nin de manşete çektiği yalan) Mahkeme, ta Avrupa’dan “kriterler” gösterip, “basın özgürlüğü, ifade hürriyeti, eleştiri hakkı” fırt zırt dedi, yayınlatamadık! Mahkemenin bu kararı elimde, “yalan ve iftira” da orada duruyor...

Bunu bir “tekzip” yayınlatmanın aslında o kadar da kolay birşey olmadığı sadedinde söyledim. Siz maşallah, lank diye olduğu gibi koymuşsunuz! Ayıp denen bir şey var!

Neyse, şimdi Dilipak’ın yayınladığınız tekzibini okuyunca, bu muhteremin “kıvırma” konusundaki yeteneğini bir kere daha takdir ettim... Zaten sözkonusu yazıda, Apaçık söylediği, yazılı kayıtlı sözünü bile, (“Darbeye karışmış FETÖ’cüleri affedelim” sözü) “yok onu demedim, yok bunu demedim, onu kastetmedim, bunu kastetmedim” şeklinde inkâr eden bir adama, “Yahu bir kere de sözünün arkasında dur, işte ne dediğin orda duruyor” deniliyordu. Onu bile gayet gevşek bir şekilde “tevil”(!) eden adam, geçmişte yaptıklarını mı inkâr etmeyecek! Etmiş de zaten!

Ama fark etmez, yazı da geçen bütün gerçeklerin “belgesi” var... O yüzden, belgesiz, bilgisiz konuşmayız biz! Yani ortada her hangi bir “iftira” filân yok, kırk yıldır bildiğimiz kani, olur mu yani durumu var!

Bir de bu “tetikçilik” iftirası var; -Muhtemelen- kendisi de dahil olmak üzere, bizim “tetikçi” olmadığımızı, olmayacağımızı herkes bilir! Böyle sırf kafiye olsun diye, “media tetikçiliği” filan gibi yakıştırmalar çok ayıp, kendisine hasseten teessüf ederim!

Hiçbir şeye cevab vermeden –her zaman yaptığı gibi- tribünleri kandırmaya yönelik boş beleş hamaset yapmış; “O suç, bu hakaret, şu iftira...

Allah’a şükür her zaman alnımız ak, başımız dik, o yüzden; “suçmuş, hakaretmiş, iftiraymış” geç bunları...

Geç bunları, -belki- bir kavga anında hakaret kelimesi ağzımızdan, dilimizden kaçsa bile, -Allah’ın izniyle- hiç kimseye, hiçbir şekilde “iftira” etmek, aklımızın ucundan bile geçmez, bunu söylemeyi bile zül sayarım, biz –bu hususta- Allah’tan korkarız, kullarından değil!

Bu “tekzib”le ilgili, detaylı bir cevab yazacağım, şimdilik, söz konusu yazıda, daha şimdiden, “Darbeye karışmış FETÖ’cüleri affedelim” demeye getiren Dilipak’ı, kendi nefs muhasebesini yapmaya davet ediyorum! Belki “vicdan”dan bir iz kalmıştır ve o soruyu tekrar soruyorum;

“Bir zamanlar İslâmi çizgide siyaset üretmeye çalışan bizlere karşı, “kara siyasa”(!) teşbihi yapan bu “piyasa” adamlarının olanca “çapı” bu kadardır!

Sizin bu "çapla", bu çaptaki adamlarla  FETÖ'ye karşı "başarı kazanmanız mümkün mü?"

Soru budur....

Not: Açıklamamı kırpmadan, kesmeden yayınlarsanız sevinirim!

 

Abdurrahman Dilipak'ın Parantez habere gönderdiği tekzib:

4348.jpg

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum