Mehmet Kumaş yazdı; Gör(e)mediğimiz Savaş...

Mehmet Kumaş yazdı; Gör(e)mediğimiz Savaş...

ABD-Irak Savaşı sırasında Irak’ın 113 kütüphanesinde bulunan 82.258 el yazması eser yağmalanmıştır. Bunların 1494’ü Osmanlı Türkçesi ile yazılan tarihi eserdir…

Gör(e)mediğimiz Savaş

Hz. Âdem’in oğulları Habil ve Kabil arasında başlayan kavga, varlığını tarihin her döneminde devam ettirmiştir. Bu kavga, bazı dönemlerde kitlesel savaşlara dönüşmüştür. Kişiler veya milletler galip gelebilmek için değişik yöntemler kullanmış, ancak mücadele nihayete ermemiştir.

Savaş denince akla ilk gelen, topuyla, tüfeğiyle, askeriyle düşmanın üzerine yürümektir. Bunu düşünmek doğal bir durumdur. Çünkü dünyayı yöneten üst akıl beyinlere bunu kabul ettirmiştir. Ancak asıl savaş milletleri fiziken değil, ruhen öldüren kültür savaşlarıdır. Günümüzde bu savaşı emperyal devletler profesyonelce yönetmekte,bu savaşla ülkeler ve beyinler işgal edilmektedir.

Milletleri üstün ve anlamlı kılan, kendilerine has kültürleridir. Her toplumun kültürü de birbirinden farklıdır. Bizim kültürümüz tarihin derinliklerine dayanır ve kaynağını vahiyden alır. Yani biz kültürümüzü İslam'ın özünden aldık ve onunla hayat bulduk.

ABD’nin Irak işgali yorumlanırken ölen insanlar ve tahrip edilen mekânlar konuşulur. Ancak yağmalanan kütüphaneler, tarihe gömülen kültürel eserler genellikle gündem olmaz. Hâlbuki asıl zayiat bu cephede verilmiştir. Çünkü kişi veya kişilerin ölmesiyle beden yok olur. Ama kültürün imha edilmesiyle medeniyet yok edilmiş, milletlerin geleceği öldürülmüş olur.

ABD’nin Irak’ı işgaliyle gerçekleştirdiği kültürel katliamı anlatan birkaç bilgiyi paylaşalım:

Irak, özellikle Bağdat, İslam kültür ve medeniyeti açısından çok önemli merkezlerden biridir. 1991-2003 yılları arasındaki ABD-Irak Savaşı sırasında Irak’ın 113 kütüphanesinde bulunan 82.258 el yazması eser yağmalanmıştır. Bunların 1494’ü Osmanlı Türkçesi ile yazılan tarihi eserdir…

Yağmalanan eserlerin çoğunun akıbeti belli değildir. Irak’tan kaçırılan yazma eserlerin bir kısmı Batılı koleksiyoncuların elinde, önemli bir çoğunluğu da ABD kütüphanelerinde olduğu anlatılmaktadır. Eserler Arapça ve Farsça olup Kur’an, kelam, fıkıh, edebiyat, felsefe, mantık ve dil gibi konulardan müteşekkildi.

1982 yılında kurulan İsrail Milli Kütüphanesi’nde bugün beş milyondan fazla eser bulunmaktadır. Bunların içinde İslam’a ve İslam Tarihi’ne ait 100 bin kitap ve 2 bin el yazması eser mevcuttur. Bu eserlerin birçoğunun nereden, hangi kanalla bu kütüphaneye geldiği bilinmemektedir. Hesabını siz yapın!

Eserlerin Irak’tan kaçırılması kültürün katledilmesidir. Bu da milletin yok olması anlamını taşımaktadır.

Burada dile getirilmesi gereken bir başka konu vardır. Soyunu araştırmak isteyen bir Iraklı, devlet arşivleri çalındığı, boşaltıldığı için ülke içerisindeki veri kaynaklarından yeterince istifade edemeyecektir. Arşivin taşındığı İsrail, İngiltere veya ABD birimlerine başvurmak zorunda kalacaktır. Ancak istediği bilgiye arzuladığı bir anda ulaşma imkânına sahip değildir. İlgili ülkenin konsolosluğuna başvuru yapmak zorunda kalacak, o devletlerin gözünde zaten ikinci sınıf muamelesi görmesi sebebiyle ülkeye giriş için uzun süreli bir sicil taraması yapılacak, inceleme ardından istek kabul edilirse vize verilecek, verinin bulunduğu arşive ulaşabilmesi için ayrıca izin işlemleri yapılacaktır. Arşive ulaştığında sıkı kontrollerle veriyi elde etmesine müsaade edilecektir. Bu esnada kişinin bütün kimlik bilgileri elde edilmiş olacak, tüm bu uğraş için vereceği birçok taahhütle ancak belli oranda bilgiye ulaşmasına müsaade edilecektir.

Tarihte benzeri olayları görmek mümkündür. Endülüs Müslümanlarının medeniyet ve eserlerinin İspanyollar tarafından yağmalanması da bu örneklerden biridir.

Bu durum, kültürel değerleri ellerinden alınıp içi boş milletlerin doğmasına yol açmaktadır.

Kültür yok olduğunda başka milletleri taklit etme dönemi başlar ki bu da mağlubiyetin açık açık ilanıdır.

İbn Haldun’un, “mağluplar galipleri taklit eder” sözü, taklitçilerin mağlubiyeti peşinen kabul etmiş olduklarını ifade eder.

Başkalarını taklit etmediğini iddia edenlerin sözlerinden çok eylemlerine itibar edilir. Yaşam tarzı veya düşünme biçimi, başkalarını taklit edip etmediğini açık açık ilan eder.

Eyfel Kulesi’ni tişörtlere nakşeden tekstilci ne yazık ki Galata Kulesi’ni aynı heyecanla baskıya alamamaktadır.

Anlamını dahi bilmediği İngilizce terimleri kıyafetlere kazıyan fabrikatör, kendi zenginliğimiz olan “vav” veya “elif” harflerini yazmaktan uzak durmaktadır.

Batılıların garip garip sözlerini slogan haline getirip her köşeye yazmayı maharet sayanlar, altın değeri taşıyan Osmanlıca cümleleri sıralamaya cesaret edememektedir.

Avrupa’da üretilen modayı mağazalarındaki vitrine koymak için yarış eden Müslüman görünümlü tüccarlar, İslam kadınının giymesi gereken eteği mağazalarına koymaya sıra getirememektedir.

Kravatlı kişiye iltifat etmeyi maharet sayan sözde Müslümanlar, sarıklıyı görünce araya mesafe koymayı tercih etmektedir.

Makalelerde, Batılı bilginlerden alıntı yapıldığında dikkat kesilenler, İslamî kimlik taşıyan âlimlerden alıntı yapıldığında duyarsız kalabilmektedir.

İşyerlerine İngilizce isimler vermekte yarışanlar, Arapça isimler gündeme gelince en üst tonda itiraz seslerini yükseltmektedir.

Yıllarca Avrupa menşei tabelalara sessiz kalan yerel yönetimler, Arapça tabelaların çoğalmasını içlerine sindiremeyip meclislerinde sökülmeleri yönünde kararlar alabilmektedir.

Benzeri örnekler sıralanabilir. Bu örneklerin her biri, söylemde milliliğimizi kimseye kaptırmazken eylemde yabancı kültürlere teslim olduğumuzun resmidir.

Söylemin millî, eylemin ise gayri millî oluşu ikiyüzlülüğün tescilidir. Bu durum hem kişileri, hem de toplumları felakete sürükler. Böyle bir sorun varsa acilen çözüme kavuşturulması gerekir. Bu sorunu çözecek olanlar başta anne-babalar, sonra da idareci ve eğitimcilerdir.

Dile getirdiğimiz sorunlar ancak beyinlere format atmakla düzelebilir. Ancak formatı atacak olanların kullanacakları yazılımın yerli ve milli olması şarttır. Beyinlere yerli yazılımı yükleyecek olanların taşıdıkları yazılımın virüslerden arındırılması esastır.

Bir taraftan kendi kültürümüzü yaşama özgürlüğünü elde etmeli, diğer taraftan gelişen ve değişen dünyada öz kültürümüzü bağımsız bir şekilde üretebilmeliyiz.

Yazımızı, konuyu tek cümleyle özetleyen Bilge KralAliyaİzzetbegoviç’in tarihi sözüyletamamlayalım: “Savaş ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilir.”

Mehmet Kumaş / Parantez haber

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.