Mehmet Kumaş: "Ümmetin STK'larla, tarikâtlarla imtihanı..."

Mehmet Kumaş: "Ümmetin STK'larla, tarikâtlarla imtihanı..."

“Erdemliler Cemiyeti” anlamını taşıyan “Hilfu’l-Fudul”, dönemin Mekke’sinde çok önemli bir yere sahipti.

Ümmetin STK’larla, Tarikatlarla İmtihanı

Bugün dünyaya yön veren kuvvetlerden biri de Sivil Toplum Kuruluşlarıdır.

STK’lar, geçmişte vardı, bugün varlar, gelecekte de olacaklardır. Her dönem de etkilerini gösterirler.

Bizim kültürümüz için de aynı şeyi söylemek mümkündür.

Rasȗlullah (s.a.v)’in gençliğinde dâhil olduğu “Hilfu’l-Fudul”, İslam tarihinden verebileceğimiz ilk örnektir belki de…

“Hilfu’l-Fudul”, Peygamberimizin de dahil olduğu bir oluşumudur.

“Erdemliler Cemiyeti” anlamını taşıyan “Hilfu’l-Fudul”, dönemin Mekke’sinde çok önemli bir yere sahipti. Bu kurumu, Mekke’nin en güvenilir, hak ve hukuka saygılı, aynı zamanda başkasının hak ve hukukunu da savunabilecek bir duruşa sahip olan saygın kişiler oluşturmaktaydı. Misyonu, ticaret için dışarıdan Mekke’ye gelen tüccar ve misafirlerin mallarını gasp etmek, onlara zarar vermek isteyen kişilere engel olup, oluşan zararları tazmin etmekti.

Her dönem, her yerde kendini gösteren gaspçılar, hırsızlar veya çeteler, Mekke’de de varlığını göstermekteydi.

“Hilfu’l-Fudul” bir STK idi…

Geleneğimizde “Erdemliler Cemiyeti” vasfını taşıyacak STK’lar hep var olagelmiştir.

Selçuklu döneminin etkili STK’larından olan Ahilik, tasavvufi yapısıyla beraber, toplumun şekillenmesinde önemli rol üstlenmiş, devlet ve ticaret ahlakının oluşmasında öncülük yapmıştı.

Selçuklular, zengin STK kültürüne sahipti.

Mesela; Laklak Vakfı, göçmen kuşların yaralanmaları ve hastalanmaları durumunda tedavileriyle meşgul olmak için kurulmuştu.

Aynı dönemde, ormanların korunması, ağaçların yetiştirilmesi, meyvelerin bakımlarının yapılıp milletin ikramına sunulması gibi vakıflar mevcuttu.

Hele hele insanların rahat bir hayat yaşamalarını sağlamak için kurulan vakıflar tüm insanlığa örnek teşkil edecek boyuttaydı.

Bayramlarda çocukları eğlendiren vakıflar…

Gelinlik çağındaki kızların çeyizlerinin hazırlanmasına yardımcı olan vakıflar…

Beşikten mezara, insanların ihtiyaçlarını karşılamak için kurulan vakıflar…

Osmanlılarda vakıf kültürü daha da gelişmiştir…

Uzatmamak için tek örnekle geçelim:

Osmanlı’da, 1708 yılında İstanbul’da kurulan Borcundan Dolayı Hapse Düşenlere Yardım Vakfı…

Vakıflar Genel Müdürlüğü kayıtlarına göre; Osmanlı ve Selçuklu Döneminden günümüze intikal etmiş ancak yöneticisi kalmamış vakıf sayısı 52.000 adettir.

STK’ya önem veren bir medeniyetin torunlarıyız…

STK olup olmadıkları tartışılan tarikat ve cemaatler de, işlevlerine bakıldığı zaman STK kapsamında değerlendirilebilir.

Mevlana’nın gönül önderliğini yaptığı Mevlevilik, tasavvufi bir yapılanma olmakla birlikte, etkisi ticaretten devlet yönetimine kadar uzanan bir STK’dır.

“Sükûtla emrolundum” sloganıyla öne çıkan Rifailik, toplumun teveccüh ettiği bir tarikattı. Bu sebeple de toplumun şekillenmesinde önemli bir misyona sahip olan STK’dır.

Selçuklu döneminin önde gelen tarikatı Kâzerûniyye, geçimlerini sağlamak için ticaretle meşgul olan ve tekkelerini sınır boylarında kurup, adeta sınır nöbetçileri gibi ülkeyi düşmana karşı savunan bir STK idi..

Bu tasavvufi oluşumların dikkate değer bir yönlerini zikretmek gerekir. Bunlar, birbirleriyle muhalefette değil, gönül dostluğunda yarışırlardı.

Tarihte devletin hizmetinde olan, içinde bulunduğu ülkenin güvenliğinde önemli katkısı bulunan tarikatlar Batılıların dikkatini çekmiş, zamanla İslam ülkeleri içinde kendilerinin kontrol ettikleri tarikatları yerleştirip büyütmüşlerdir. Önemli zamanlarda da kullanmışlardır.

Bugün Müslümanların bunu dikkatten kaçırmaması gerekir.

Diğer taraftan, kendi saltanatlarını oluşturmak, dünyevi çıkar elde etmek veya siyasal rant devşirebilmek için oluşturulan tarikat veya cemaatlerin var olduğunu da vurgulamak gerekir.

Gelenekten uzaklaşmış, tasavvufi ruhtan yoksun, adi suçlarla anılmaya başlamış olan Batı patentli veya dünyevi çıkar amaçlı tarikatlar sebebiyle, tasavvuf son dönemde eleştirilerin merkezi haline geldi.

Eleştiri yapılırken iyi-kötü, samimi-çıkarcı, vatansever-vatan düşmanı ayrımı yapılmadan hepsi aynı kefeye konulmuş, toplumun hafızasında tasavvufun kökten kazınması düşüncesi oluşturulmak istenmiştir.

Bu tuzağa düşmek bizim yaşayabileceğimiz en büyük kayıplardan biridir.

Konunun en önemli tarafına gelince…

Bizden görünen ama bize yabancı olan bir güruh, değerini tarihin derinliklerinden alan tasavvufi oluşumlara veya benzeri STK’lara her türlü saldırıyı, iftirayı reva görenken, Türkiye’deki İslam dışı cemaat, tarikat ve STK’lara tek bir söz söylemezler!

Mesela; çok sinsi bir yapıya sahip olan Sebataylar’ı hiçbir zaman gündeme getirmezler.

Cemaatvari kurumlar olan Lionslar, Roteryanlar veya Masonlar’ı eleştirilmezler…

Bunun tesadüf olduğunu mu düşünüyorsunuz!?

Bir de, yerli gözüküp Almanların, Rusların veya ABD’lilerin sağladığı kaynaklarla beslenenler…

İslam dışı veya Batı destekli oluşumları hiçbir şekilde eleştirmeyip, tarikat, cemaat ve İslami hassasiyeti olan STK’ları yerden yere vuranlar kesinlikle iyi niyet taşımamaktadır. Veya beyinleri İslam dışı yapıların köleliğini yapmaktadır.

Müslüman hem basiretlidir, hem de feraset sahibidir. Münafıkların, zındıkların değirmenine su taşımaz. Kardeşinin hatasını gördüğünde bir bardak suda boğmaya çalışmaz, hatayı düzeltme yolunu seçer ve yanında durmaya devam eder…

Şaibeye karışmamış tarikat, cemaat vb. STK’lar, kültürümüzün birer zenginliğidir. Unutulmamalıdır ki, yeşermeleri ve yetişmeleri kolay olmuyor…

Mehmet Kumaş / Parantez haber

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.