Mehmet Kumaş: Firavunun öldüğünü mü zannediyoruz?

Mehmet Kumaş: Firavunun öldüğünü mü zannediyoruz?

Firavun nehirde boğulup gitmiş ama zihniyeti kıtalara yayılmış, yeni Firavunları doğurmuştur.

Firavunun Öldüğünü Mü Zannediyoruz?

Bugünkü Batı medeniyeti Roma medeniyetine, Roma medeniyeti Eski Yunan medeniyetine, Eski Yunan medeniyetide eski Mısır medeniyetine, yani Firavunlar medeniyetine dayanır. Firavunlar, kaba kuvveti, ayrıcalığı ve menfaati üstün tutan zihniyete sahiptir.

Firavun, dünyayı kendisinin yaratmadığını bildiği halde ilahlık iddiasında bulunabilecek kadar aptal bir zalimdi.

Firavun ilahlık iddiasıyla dünyayı ve insanlığı istediği gibi dizayn etme derdindeydi.Ama ilahi tokat nefesini kesmiş, dünya hayatı var oldukça insanlığa ibret olacak şekilde,iddiasıyla birlikte nehrin sularına gömülmüştü.

Firavun nehirde boğulup gitmiş ama zihniyeti kıtalara yayılmış, yeni Firavunları doğurmuştur.

Bunları Firavunlar ve Firavuncuklar diye ikiye ayırmak mümkündür.

Kendilerini milletin üzerinde gören, bulunduğu ülkenin sahibi zanneden, kendilerinden olmayan ve kendilerinden farklı düşünenlere hayat hakkı tanımayan Firavuncuklar…

Özgürlük naraları atıp İslam’ın emirlerinin tamamına yakınını yasaklayan, Müslümanların camilere dahi girmesine müsaade etmeyen, başörtüsünü hayat alanlarının her yerinde yasaklayıp sadece temizlikçi kadınların kullanmasına müsaade edenFiravuncuklar.

Firavuncuklar bulundukları ülkenin, Firavunlar ise kendilerini tüm dünyanın sahibi olarak görürler. 

Küresel modern Firavunlar,  tüm insanlığı ve milletleri kontrol altında tutmahevesi peşindedirler. Bunlar, iktidarlarını yıkma ihtimali bulunan kişilere yaşam hakkı tanımazlar.

Gördüğü bir rüyanın, İsrailoğullarından bir çocuğun çıkıp iktidarını yıkacağı şekliyle yorumlanması sonucu Firavun, doğacak olan tüm erkek çocuklarının öldürülmesi emrini vermiş ve uygulamıştı. 

Ama Firavunun zalimane bu planı işe yaramamış, saltanatına, kendi sarayında kendi elleriyle büyüttüğüHz. Musason vermişti…

Firavunlar hız kesmeden öldürmeye devam ediyor!

Firavunların saltanatını yıkma ihtimali olan İslam’ın masum çocukları Irak’ta, Suriye’de, Mısır’da, Libya’da, Filistin’de, Doğu Türkistan’da ve diğer ülkelerde öldürüldüler.

Öldürmekten hiç vazgeçmediler. Öldürmenin çeşitlerini ürettiler!

Kısırlık oranı Türkiye’de 1970'li yıllarda %2 seviyelerindeyken, bu oran günümüzde %20'leri aşmış durumdadır!

Kısırlığın, Firavunların öldürme çeşitlerinden biri olduğunu görmek zor olmasa gerek.

Bilimin zirve yaptığı ve tıbbın baş döndürücü gelişme kaydettiği bu dönemde kısırlık oranının bu kadar artmasını doğal bir gelişme olarak mı değerlendireceğiz?Gıdalardaki ve yetersiz denetimli ilaçlardaki katkılar ne yazık ki bu sonucu önümüze koymuştur.

Bir taraftan öldürerek Müslüman nüfus yok edilirken,diğer taraftan da doğumu engelleyerek şeytânî plan acımasızca uygulanıyor!

Şu an dünyayı esir alan Covid 19 illetinin biyolojik bir virüs olduğu birçok bilim adamı tarafından dile getirilmektedir. Ben de aynı düşünceyi taşımaktayım. Bu virüsün altında dünyaya format atma düşüncesi yatmaktadır. Format sonunda insanlar köleleştirilecek, kendilerine kul gibi yaşamaları sağlanacaktır.Virüsün yetişkin insanlara daha çok zarar vermesi bu düşünceyi desteklemektedir. Yetişkin ve kemale ermiş insanlar Firavunist zihniyetin düşmanıdır. Çünkü virüsün en çok zarar verdiği bu tabaka, sanal yetişen ve hiçbir ideali olmayan yeni neslin yol göstericisidir. Küresel Firavunlara kul ve köle olarak yetiştirilmeye çalışılan yeni neslin uykudan uyandırılmasını engellemek için günümüz yetişkin ve olgun sınıfının etkisizleştirilmesi gerekir ve virüsle buna ulaşılmaya çalışılmaktadır.

GDO’lu ürünlerle insanların DNA’larını değiştirme çalışmaları öldürme çeşitlerinden değil midir?

Mevzubahis Firavunlar dünyayı yeniden tanzim ederken akla gelebilecek bütün çılgınlıkları yapmaktan uzak durmamaktadırlar.

Çağdaş Firavunların son hamlesi tüm insanlara çip takma projesidir. Her bir insana takılması hedeflenen çiple tüm insanlık kayıt altına alınacak, yapılan bireysel tüm çalışmalar takip edilebilecek, hatta istenilen kişilerin nefes sayıları dahi tespit edilebilecektir. Daha da ötesi, istenilen kişilerin düşünceleri okunabilecek, kurulmuş olan dijital sistemle kişinin düşüncesine müdahale edilebilecektir. Bu durum da, insanların irâdelerine müdahale etmek demektir. İnsanlığın irâdesini esir almak, insanlığın yaratılışının anlamsız kılınması anlamına gelir ki, Allah Teâlâ bu adıma izin vermeyecektir.

Orijinal Firavun ile çağdaş Firavunlar karşılaştırıldığı zaman ortak yanlarının çokluğu dikkat çeker:

Kendini/kendilerini yeryüzünün ilâhı sanırlar.(Kasas 28/38; Şuara 26/23, 29; Nâziat79/24-26)

Kibir sahibi, sınırları aşan, azgın birer bozguncudurlar. (Neml27/14)

Hileli düzen kurucuları, tuzak ve komplo üreticileridirler.(Mü’min 40/37, 45-52)

Ferasetsiz ve basiretsizler.(Kasas28/8-9) 

Vefasız ve merhametsizler.(A’raf7/118-126)

Bölücü, fitne ve fesatçılar.(Yunus 10/91; Kasas 28/4, 29) 

“Gerçek şu ki, Firavun yeryüzünde (Mısır’da) büyüklenmiş ve oranın halkını birtakım fırkalara ayırıp bölmüştü; onlardan bir bölümünü güçten düşürüyor, erkek çocuklarını boğazlayıp kadınlarını diri bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardandı.” (Kasas28/4)

Orijinal Firavunun yöntemini modern Firavunlar da uygulayarak, toplumların içine fitne sokup halkları güçsüz duruma düşürmek suretiyle kendi iktidarlarını tehdit edebilecek bir gücün oluşmasına fırsat vermiyorlar.

ABD eski Dışişleri Bakanı Henry Kissenger, “Bundan sonra savaş İslâm’ın kendi içinde olacaktır. Bu, İslâm’ın, İslâm’la savaşıdır”söylemiyle fitneyi ateşlemişti. Hedefleri, İslâm dünyasını bölmek ve parçalamaktan başka bir şey değildir.

ABD’de, RandCooperation isimli düşünce kuruluşunun 2003 yılında hazırlattığı “Sivil Demokratik İslâm, Ortaklar, Kaynaklar ve Stratejiler” adlı rapor, İslâm dünyasında fitne oluşturacak bir çalışmanın yapıldığını göstermektedir. Raporda, “Türk İslâm’ı”, “Alman İslâm’ı”, “Arap İslâm’ı”, “Mısır İslâm’ı”, “Köktendinciler”, “Gelenekçiler”, “Modernist Müslümanlar” ve “Ilımlı İslâm” gibi kavramların ortaya konması, İslam dünyasında “yeni ulus inşasının” yanı sıra “yeni dinler”, “yeni mezhepler” inşa etmek içindir. Bu ortamın oluşması için bu Firavunlar, inşa ettikleri tüm örgütleri maddi ve manevi yönden desteklemektedirler.

Tarihin her döneminde toplumların büyük çoğunluğu zalimlerden korktukları için Musa’ları yalnız bırakmış, Firavunların yanında yer almıştır.

“Musa’nın kavminden ancak az sayıda insan, Firavun ve adamlarının kendilerine kötülük edeceğinden korka korka Musa’ya iman etti. Çünkü Firavun o topraklarda gerçekten güç ve iktidar sahibiydi, üstelik kötülükte sınır tanımaz biriydi.” (Yunus 10/83)

Firavun’a karşı olmak yetmez, Musa’nın yanında yer almak gerekir!

Günümüz Firavun ve Firavuncuklarının zulmünden korkup mazlumun yanında yer alma cesaretini gösteremeyen zayıf iradeli inananlara Hz. Musa’nın dilinden seslenmek gerek:

“Ey kavmim, eğer siz Allah’a iman etmişseniz (ve) Müslüman olmuşsanız artık yalnızca O’na tevekkül edin.” (Yunus 10/84)

Günümüz Firavunları dedelerinin yolundan hiç ayrılmadılar.

Ancak, tarihten bugüne değişmeyen ilahi bir kanun vardır. Her Firavunun karşısına bir Musa’nın çıkarılması kanunu…

Günümüz Firavunlarının unuttuğu durumdur bu!

Bir tarafta zorbalığı, gücü üstün tutan Firavun zihniyeti, diğer taraftan Peygamberlerin ikame ettiği hakkı, haklıyı üstün tutan zihniyet…

Başaramayacaklar… İstedikleri yöntemi kullansınlar, başaramayacaklar!

ABD’de Firavunların karşısına Musaların, Çin’de Doğu Türkistan’dan İbrahimlerin çıktığını çok yakında göreceğiz! Çünkü günümüz Firavunları, zulümde, kibirde ve isyanda sınırları aşmışlar, ilâh gibi davranmaya başlamışlardır.

Dünya genelinde modern Firavunların cirit attığı bir dönemde Müslümanın nerede durduğu ve nasıl bir tavır takındığı önem arz eder.

Müslüman özgürdür! Özgür olan Müslüman zorbaların zulmüne, diktatörlerin baskısına boyun eğmez, taşımış olduğu güçlü imanıyla üstün gelmenin mücadelesini verir.Mücadelenin sonucunu ise Allah Teala haber vermektedir: “Allah’tan yardım isteyiniz ve sabrediniz. Yeryüzü Allah’ındır. Orayı dilediği kullarına miras kılar. Akıbet ancak takva sahiplerinindir.” (…) “Umulur ki, Rabbiniz düşmanınızı yok edecek ve sizleri onların yerine geçirip, nasıl davranacağınıza bakacaktır.”(Ârâf 7/128-129)

Sorumluluğun büyüğü, yükün ağırı Müslümanların omuzundadır. Bu bilinçle hareket etmek zorundayız…

Mehmet Kumaş

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.