İdris Kartal yazdı; "Türkiye parçalanmayacaksa savaşın bir anlamı yok..."

İdris Kartal yazdı; "Türkiye parçalanmayacaksa savaşın bir anlamı yok..."

Ona göre eğer Türkiye bölünüp parçalanmayacaksa savaşın bir anlamı yok.

Sadece Bir Emir Kipi: İsrail'i Kur, siyonist bir kitap. Çünkü yazarı siyonist. Bir Rus Yahudisi olan Wladimir Jabotinsky, aynı zamanda bir aksiyon adamı. Vurmak, kırmak, öldürmek onun işi. Fakat bu arada yazarlık da yaptığını eklemem gerekiyor. Jabotinsky, kesinlikle ve zinhar barışa karşı… Sonucu sertlikte almaya kalkan klasik bir siyonist. Ayrıca son derecede önyargılı ve sabit fikirli.

israil-i-kur-iki.jpg

İsrail'i Kur, Wladimir Jabotinsky’nin anılarından oluşuyor. Anı kitaplarının en büyük sorunu gereksiz, faydasız ve yazarın sadece kendisi için önemli olan bilgilerle sayfaları doldurması olarak görülebilir.

Bu kitapta da bunu fazlasıyla görüyoruz. Belki biz sadece İsrail’in kuruluşunu ilgilendiren konulara odaklandığımız için anlatılan diğer meselelerle ilgilenmiyoruzdur. Bir de Türkiye konusu var. Türkiye’yle ilgili yazılanları okurken gözlüğümüzü taktığımız doğrudur.

Türklerden hiç hoşlanmadığını kendi sözlerinden anlıyoruz. Osmanlı Devleti'nin Birinci Dünya Savaşı'na gireceğini öğrenince bir anda (kendi ifadesiyle) tarafsızlığı bırakıp derhal Türklerin karşı safında konuşlanıyor. Türklerin hâkim olduğu yerde güneşin görünmediğini, otun bitmediğini açık açık yazmış. Üstelik bir adım daha ileri giderek siyonizmin tek umudunun Türk imparatorluğunun yıkılması olduğunu söylüyor. Hatta gazeteciliği ve yazarlığı bırakıp asker olmadan hemen önce “Savaş ve Türkiye” adıyla hazırladığı bir müsveddenin üç ana fikirden oluştuğunu söylüyor ve açık açık Türkiye aleyhtarlığını dışa vuruyor.

Ona göre eğer Türkiye bölünüp parçalanmayacaksa savaşın bir anlamı yok.

Türkler ayakta olduğu sürece (burada kastedilen Osmanlı Devleti) kendilerine bir devlet kuramayacaklarını biliyor. Şahsen yazarın etliye sütlüye dokunmayan, sınırları dışında bir vizyon geliştiremeyen yeni Türk devletinden pek bir şikâyeti olacağını zannetmiyorum. Keşke o konudaki fikirlerini de öğrenebilseydik.

Jabotinsky, biraz sitemle 1914-1915 yıllarının Avrupa'daki siyonizm algısından bahsediyor. Tam olarak beklentisi nedir bilemiyorum ama Avrupa'da dünya için yıkıcı bu akım hakkında pek bir şey bilinmediğini ve dolayısıyla tehlikelerinden bihaber olunduğunu söyleyebiliriz. Bizim için de pek bir fark yok. Çünkü o yıllar İttihat ve Terakki'nin devleti yıkıma götüren hatalar silsilesinin en hızlı olduğu yıllar. Sultan Abdülhamid'den sonra bu dünyanın başına bela olacak bu ideolojiyi anlayan çıkmadı. Belki de en çok istenilen şey buydu.

Anlıyoruz ki Yahudilerin tek başlarına herhangi bir eyleme kalkışmaları ve bunda başarılı olmaları mümkün değilmiş. Yani sırtlarını büyük devletlere dayamak zorundaydılar. Nitekim öyle de yaptılar. Ayrıca bir kaos ortamı da gerekliydi. Savaş ortamı, kuralların ortadan kalktığı ve her şeyin toz-duman olduğu bir ortam... İsrail'in kuruluşu elbette verilen-alınan sözlerle söz konusu olmuştur ama unutulmaması gereken diğer iki faktörden biri az önce bahsettiğim kaos ortamı, diğeri de bu kaos ortamını kullanan ve hiç bitirmeyen tedhiş olaylarıdır. Bunu dışarıdan bakınca görebildiğimiz gibi Jabotinsky'nin anlatımından da çıkartıyoruz. Wladimir Jabotinsky, kitabın son kısmında Filistin’deki haklarını savaş sayesinde aldıklarını itiraf ediyor. Bu arada en zorlu görevlerin kendilerine verildiğini ve bu yönüyle de bir şeyleri hak ettiklerini düşünüyor.

Jabotinsky’nin bir başka itirafı da anlatılanların gerçekliği ile ilgili olarak yazdıklarında kendini gösteriyor. Bazı gerçekleri sakladığını itiraf ediyor. Dünya tarihinin en güzel destanlarında küçük lekelerin olabileceğini söyleyerek bazı uygulamaları meşrulaştırma çabası içine giriyor. Mesela içinde bulunduğu Irgun hareketi içinde eylemler yaptığını, bu eylemler arasında Araplara ve İngilizlere suikastlar düzenlediğini kendisinin “yüksek karakteri”ni anlatırken göremiyoruz. Jabotinsky, azılı bir siyonist olarak iki devletli, iki toplumlu, çok kültürlü yapılar içinde yer alamayacak kadar hoşgörüsüz ve dar kafalı biri.

Onun 1940 yılında ABD’de aniden ölüp sekiz sene sonra kurulacak İsrail devletini dünya gözüyle görememiş olması kaderin bir cilvesi olsa gerek. Kaderin bir başka cilvesi ise en yakın dostu İsrail’in ilk başbakanı Ben Gurion’un cenazesini “İsrail’de ölü Yahudi’ye değil, yaşayan Yahudi’ye ihtiyacı var” diyerek kabul etmemesi.

Sadece Bir Emir Kipi: İsrail’i Kur, günümüzde de devam eden işgalin kitabı. İsrail devletinin devlet olmadan önce uyguladığı baskı, suikast, adam kaçırma, göç ettirme, yasa dışı yerleşimlerle genişleme politikası devlet olduktan sonra bu kez devlet politikası olarak sürdürülüyor. İsrail’in bugününü anlayabilmek için geçmişine bakmak yeterli.

İdris Kartal / Parantez haber

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.