İdris Kartal yazdı; Kurt Gölgesi Gerçek Bir Hikayeden Esinlenmiş...

İdris Kartal yazdı; Kurt Gölgesi Gerçek Bir Hikayeden Esinlenmiş...

Kitabın okuyucuyu çeken yanlarından biri casusluk faaliyetinde bulunan tarafın Türk tarafı olması elbette. Lawrence örneğinden sonra çıtanın epey yükseldiğini kabul etmek gerekiyor. O "kötü" örnek gösterdi ki olmaz diye bir şey yok...

"Kurt Gölgesi", gerçek bir hayat hikâyesinden esinlenilerek kaleme alınmış bir casusluk romanı. 1968 yılında Bulgaristan'a göreve giden bir Türk ajanının bu ülkedeki faaliyetlerini konu alan eser, pek çok tarihsel olayı anlatmakta, bu tarihsel olaylara atıflar yapmaktadır. Yazar Hamdi Akyol'un meslekten gelen temiz dili ve gösterişten uzak ifadeleri romanı okur kılan faktörlere eklenebilir. Kitabın okuyucuyu çeken yanlarından biri casusluk faaliyetinde bulunan tarafın Türk tarafı olması elbette. Lawrence örneğinden sonra çıtanın epey yükseldiğini kabul etmek gerekiyor. O "kötü" örnek gösterdi ki olmaz diye bir şey yok...

kurt-golgesi.jpg

Uyumlu Bir Casus

Rüstem Davudov, Varna yakınlarındaki bir kolhozda ziraat teknisyeni olarak görev yapıyor. Burada ailesiyle birlikte yaşayan Rüstem, çevresine verdiği güvenle hareket serbestisi sağlamış birisi aynı zamanda. Fakat klasik komünist ve diğer baskıcı rejimlerin şüpheci yaklaşımlarından korunmak için de gereken neyse onu yapıyor. Bunun için ilk işinde ilk talimatları alabilmesi ve yerine getirebilmesi için ayağını sakatlayıp hastaneye gitmesi ve oradaki bir kuryeden bilgiler alması gerekiyor. Doğaldır ki kuryelerin ve diğer ilgili kişilerin sayısı bu kadarla kalmayacak. Bu arada Rüstem'in deşifre olmamak için verdiği çaba da dikkate değer.  Fırsat buldukça rejimi ve yönetimi övmesi, Türkiye'den alanıyla ilgili birçok kitap getirip toprağın verimini artırmaya yönelik çalışmalar yapması ve böylelikle kendisinden şüphe edilmesini önlemesi takdire şayan. Sürekli alttan alır tavrı, uyumluluğu, itiraz etmemesi ve komünist rejime ve uygulayıcılarına olan tavrı şüphe çekmemek için. Bu kadar uyumlu ve üstelik Türk ve Müslüman bir kişiden ben olsam şüphelenirdim. Yazar da bunu düşünmüş olacak ki karşımıza ondan ve diğer tüm Türklerden ve Müslümanlardan sadece milliyeti ve dini nedeniyle şüphelenen birini çıkarıyor. Burgaz’da bulunan misafirhanenin müdürü Mitrov böyle biri. Fakat Rüstem, onun da yol üstünde durup engel çıkarmasına mani olacaktır.

Yıldız Suikastı da Var

Romanında zaman zaman geriye gidip hayat hikâyeleri okuyoruz. Bulgaristan'ın bağımsızlığı, rejiminin değişmesi bu hayat hikâyeleri vasıtasıyla anlatılıyor. Kitabın tarihsel bir kitap olması da buradan geliyor zaten. Osmanlının problemli yılları olan 1800’lü yılların özellikle ikinci yarısı ve 1900’lü yılların başlarına gidiyoruz. Bir yerde Sultan Abdülhamid’e karşı düzenlenen Yıldız Suikastı da anlatılıyor. Orada hayatını kaybedenlerin yakınlarıyla bağlantılar kuruluyor. Özellikle o kısımda etkili bir anlatımın olduğunu söyleyebilirim. Kurguda açıkta kalan yahut çelişkili bir yan yok. Romanın başarısı buradan geliyor. Hamdi Akyol, karakterlerin ve olayların altyapısını anlattığı bölümlerde verdiği “sınavları” kolaylıkla vermiş görünüyor.

İç İçe Geçmiş İstihbarat Örgütleri

 Bir yerde casusluk faaliyeti varsa orada tek bir teşkilat yoktur. Bunun en iyi örneğini iç içe geçmiş istihbarat örgütleri ve bu örgütlere çalışan casusların durumlarını görerek anlayabiliyoruz. Hamdi Akyol, bu "iç içe geçirmeyi" gayet başarılı ve akıllarda soru işareti bırakmayacak şekilde halletmiş doğrusu. Bu anlamda Rüstem'in yalnız olduğunu ve hareketlerinin yalnızca kendisi tarafından bilindiğini düşünmemek gerekiyor. Okuyucu bu ön kabulle her an bir sürprizle karşılaşacağını bilmeli ve buna şaşırmamalı. Esasında casusluk ya da polisiye romanların kırılgan noktası burası. Yani şaşırmıyoruz, şaşırmamaya da çalışıyoruz. Bunu da sürekli kendi kafamızda oluşturduğumuz kurgularla ve yaptığımız tahminlerle gerçekleştiririz. Yazarın ne yazması gerektiğine de bizler karar vermek isteriz. Mebzul miktarda film izleyenlerde ve kitap okuyanlarda bu alışkanlık oluyor maalesef. Fakat “Kurt Gölgesi”nde yanlış tahmin ettiğim bazı olaylar oldu.

Daha Fazla Grişa

Devir komünizm devri olunca ve hikâyenin kahramanları casus olunca ister istemez bir kıyas yapılıyor. Komünizmin esasında çok da matah bir şey olmadığı, insanları fakirliğe zorladığı ve devamlı kötülenen Batı'nın yaşam düzeyinin çok daha yukarılarda olduğu anlatılıyor. Derler ya "Rus vatandaşları uydu antenleri vasıtasıyla Avrupa ülkelerindeki yaşamı gördükten sonra rejimin yıkılması kaçınılmaz oldu" burada da iş icabı Avrupa'ya giden Grişa'dan benzer şeyler işitiyoruz. Grişa, birden çok teşkilatla iş yapan bir casus. Rüstem’den daha tecrübeli ve etkili olduğunu söyleyebiliriz. Hikâye, Rüstem üzerine kurulmuş olsa da devam kitaplarında Grişa’yı daha fazla görmemiz olası. Açıkçası Grişa’nın diğer karakterlere göre daha fazla umut vaat ettiğini düşünüyorum.

Kapı Yayınları’ndan çıkan Kurt Gölgesi, aynı zamanda Hamdi Akyol’un ilk kitabı. Üçlemenin ilk kitabı olma özelliğine de sahip olan bu eser, akıcılığı ve vurgulu anlatımıyla dikkatleri çekiyor. Serinin diğer kitaplarını da merakla beklediğimi söylemeliyim.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.