İdris Kartal yazdı; Korkunç Yıllar; "Asırlar geçse de unutulacak değil!"

İdris Kartal yazdı; Korkunç Yıllar; "Asırlar geçse de unutulacak değil!"

Bu roman, aynı zamanda Dağcı'nın Türkiye Türkçesiyle yazdığı ilk eseri... Yazar, son derece etkili ifadelerle milletinin çektiği acıları anlatmakta, İkinci Dünya Savaşı’nı ve esaret yıllarını bizlere yaşatmaktadır.

Korkunç Yıllar, Cengiz Dağcı'nın Kırımlı bir gencin savaş ve esaret serüvenini anlatan romanı... Bu roman, aynı zamanda Dağcı'nın Türkiye Türkçesiyle yazdığı ilk eseri... Yazar, son derece etkili ifadelerle milletinin çektiği acıları anlatmakta, İkinci Dünya Savaşı’nı ve esaret yıllarını bizlere yaşatmaktadır.

Rus Mezalimi Unutulmayacak

Hikâye, Sadık Turan üzerinden anlatılıyor. Sadık Turan'ın bıraktığı bir defterin sayfaları bizi Rus zulmünün giderek ağırlaştığı "Korkunç Yıllar"a götürüyor. Komünist Rusya'nın ideolojik cinayetleri aradan geçen zamana karşın unutulmuş değil, asırlar geçse de unutulacak değil. Bununla beraber esaret şartlarındaki Alman zulmü de Rus zulmünden pek altta kalıyor değil. Fakat olayları iyi kavrayabilmek için barış zamanı ile savaş zamanını, özgür vatandaş ile esir asker arasındaki farkı dikkate almak gerekli olabilir. Hangi şart altında olursa olsun sırf dininden ve milliyetinden ötürü zulüm gören toplulukların karşı taraftan bir yaşam alacağı var diye düşünüyorum.

Camileri Yıkılan, Halkı Sürgün Edilen Kırım

 Görüyoruz ki Bolşevik yönetim, kendi yurdunda yaşayan insanları kendi halinde bırakmamış. Camilerini yıkmış, sürgün etmiş ve sisteme entegre etmek için tehdit yolunu seçmiş.  Bu insanları kolhozlarda üretimin basit bir dişlisi olarak görmüş, hassasiyetlerini, duygularını görmezden gelmiştir. Kırım'da kendi halinde yaşayan bir Müslüman olmak bile ne kadar zor, ne kadar lüks. Sadık'ın asker olarak Rus üniforması giymesi ve subay okulundan mezun olması da bu sebepten.

Sadık Turan “Düşman Üniforması” Giyiyor

Sadık Turan asker olmayı başarınca yanında "düşman üniforması" giymeye teşne, askerce düşünmeye dünden razı ve hatta kraldan fazla kralcı arkadaşıyla aynı yerde görevlendiriliyor. Ecdadının çarlık döneminden beri çektiği zulmü yok kabul eden, ikbal kaygısıyla kendisini düşmanına ram eden Süleyman, karşımıza zıt bir karakter olarak çıkıyor. Evet Kırımlı, evet Müslüman ama bir o kadar da Rus. Cellâdına âşık derler ya o türden bir kişilik. Buna karşılık Sadık, vatansever ve halkına yapılan zulümlerin farkında bilinçli bir Müslüman. Roman içinde birbirlerini çok sevseler de bu iki zıt karakterin olaylara verdiği farklı tepkileri okuyoruz. Cengiz Dağcı'nın kıyaslanamaz vurgularıyla bu tepkiler daha bir etkili oluyor.

Sadık Turan, vatanını çok seven fakat bir o kadar da Rusları sevmeyen biri. Geçmişten beri dağıtılan aileler, çektirilen zulümler Turan'ın sevgisini, hoşgörüsünü almış götürmüş. Teğmeni olduğu devletin başkentine Alman tanklarının girmesinden de rahatsız olmayacak derecede kinli. Her şeye rağmen askerlik vazifesini askerce yapıyor. Bunun bir çelişki olduğunu söyleyebiliriz. Aynı şekilde Almanlara esir düştüğünde memleketini kurtaracak olanın esir düştüğü bu millet olacağını düşünüyor. Bu uğurda sonraki zamanlarda Alman üniformasını giymekten de çekinmeyecektir.

Memlekete Dönme Hayali Yaşatıyor

Esasında kitap Sadık Turan’ın Almanlara esir düşmesiyle başka bir yöne evriliyor. Bu andan sonra çekilen çileler, zulümler bir kat daha artıyor. Hikâyenin çok önemli bir kısmı esir kampında geçiyor. Sadık Turan’ın nasıl yaşama tutunduğunu bu sayfalarda görüyoruz. Savaş şartlarında hiç kimsenin kayıtlara girmeyecek belalarla uğraştığını, bazılarının ve hatta büyük çoğunluğunun yok yere öldürüldüğünü, en güçlülerin en güçsüz olduğunu, rütbelerin hiçbir işe yaramadığını görüyoruz. Sadık Turan özelinde diğer esirlerin her şeye rağmen yaşama tutunmasını sağlayan şeyin memleket özlemi olduğunu söyleyebiliriz. Bir gün bu cehennemden çıkıp köylerine yani cennet bahçesine kavuşacakları günü hayal ediyorlar.

Yardımcı Karakterler

Bu arada dikkat çeken şey Cengiz Dağcı'nın Sadık Turan'ı hiç yalnız bırakmaması... Genç Kırımlı önce Süleyman'la, sonra Grişa'yla ve sonra da Vasilef'le kader birliği yapıyor. Mustafa Onbaşı’yı da bu isimlere eklemek doğru olacaktır. Özellikle Mustafa Onbaşı karakteri korkusuz, güçlü, cesaretli ve yardımsever bir karakter olarak dikkatleri çekiyor. Diğerleri gibi onun sonu da hazin oluyor. Sadık Turan ise yaşadığı tüm bu felaketlerden biraz daha güçlenmiş olarak çıkıyor. Yukarıda da değindik onu ayakta tutan memleket özlemi ve bir gün özgürlüğüne kavuşmuş bir Kırım hayali

Sadık Turan'ın karakter yapısında gerçekçi bir taraf hep var. Almanlara karşı savaşırken Siskof'tan aldığı emirle köprüyü yakması sonra başka bir komutanın emriyle bu kez söndürtmesi, esir düştüğünde aşçıdan yediği dayak ve Alman subaya vermek zorunda kaldığı yeni postalları anlatımdaki gerçekliğe işaret ediyor. Ancak Cengiz Dağcı'nın anlatıcı olarak objektif davranabilecek birini seçtiğini de hatırdan çıkarmamak gerekir. Hatıraların genel olarak tek yanlı bakış açılarıyla kaleme alındığını dikkate alırsak bu tercihin ortaya çıkardığı farkı daha iyi kavrarız.

Korkunç Yıllar, evinden Rus askeri olarak çıkan, Alman kamplarında Rus esiri olarak zulüm gören ve Türkistan’ın bağımsızlığı için Alman üniforması giyen Sadık Turan isimli genç bir Kırım Tatarı’nın zorlu hikâyesini anlatıyor.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.