İdris Kartal yazdı; Haçlı Seferleri'nin öteki yüzü...

İdris Kartal yazdı; Haçlı Seferleri'nin öteki yüzü...

"Yağma, talan ve hırsızlık utanca dönüşmüyor..."

Konstantinopolis'in Zaptı: Bir Keşişin Kaleminden IV. Haçlı Seferi, on üçüncü yüzyılda meydana gelen büyük yağmayı anlatıyor. Başkeşiş Martin von Pairis'in hizmetlisi Gunther von Pairis'in yazdığı eser, Haçlı Seferi'ne katılan Martin von Pairis'in anlatımlarına dayanır. Bu yönüyle tümüyle objektif bir eser olduğunu söylemesek de önemli bilgiler verdiğini söyleyebiliriz.

Modern Avrupa Yağma ve Talan Kültürü Üzerine İnşa Edilmiştir

Biliyoruz ki IV. Haçlı Seferi, birleşik Avrupa'nın Müslümanlar elinde bulunan "Kutsal Toprakları" kurtarmak üzere düzenlendi. Fakat akıllarda hep Konstantinopolis'in talan edilmesi, kıymetli eserlerinin yağma edilmesi ve başka topraklara kaçırılması kaldı. Diğerlerinde olduğu gibi bu Haçlı Seferi de tamamen yağma ve talan kültürü üzerine bina edilmiş Avrupalı bakış açısının bir tezahürüdür. Modern Avrupa işgal, yağma ve talan üzerine inşa edilmiş, kendisi gibi düşünenler dışındaki hiçbir kültüre yaşam hakkı tanımamış bir anarşist kültürün mirasçısıdır. Hatta zaman zaman görüyoruz ki bu kitapta anlatılanlar gibi kendine yakın kültürleri de yok edecek kadar gözü dönmüş bir saldırganlığa ulaşabilmektedir.

Orta Çağ’da Din Adamları Çok Etkindi

Böyle "kutsal" görevlerin gerçekten "kutsal" olabilmesi için din adamlarının başrol oyuncusu olmaları gerekiyordu ve IV. Haçlı Seferi öncesinde de bu plan devreye sokuldu. Başkeşiş Martin'in verdiği vaaz ve sefer için yaptığı çağrı gerçekten çok etkileyici. Neredeyse hiçbir dünyevi kazanç vaat etmeyen bu çağrı insanları yüreklendiren ve onların dini duygularını olabildiğince sömüren bir çağrı olmuştur. Bu tavır, kilisenin ve din adamlarının Orta Çağ'da ne kadar etkin rol üstlendiklerini görmek açısından iyi bir örnektir. "Cahil" Avrupalı halkın herhangi bir sorgulama yapmadan, sadece söylenen lirik şiirler eşliğinde büyük bir kabullenişle cennetin anahtarına sahip olma arzusu güçlü kamuoyu desteği ile birlikte Orta Çağ’daki yönetim biçimini de belirlemiştir. Arkasında bu kadar büyük bir halk desteği olan sınıf elbette yönetimde söz sahibi olmak isteyecektir. Kabul edilmelidir ki din adamlarına saygı başka şey, onların yönlendirmesiyle her şeyi geride bırakıp ölüme koşmak başka şeydir. Kilise, böyle bir kitleyle konforuna konfor katabileceğini gördü ve tavizsiz biçimde devletleri eline almayı başardı. Bu konforun çok çok önceden başladığını ve çok çok uzun seneler devam ettiğini hatırlatayım. Bu arada Martin'in sadece bu vaazla yetinmediğini uzaklara gidip örgütleme faaliyetlerine devam ettiğini de belirtmek gerekir. Onun ne kadar cefakâr biri olduğu kitabın farklı farklı yerlerinde hatırlatılmaktadır.

Haçlı Ordusu Macar Kralı’na Saldırıyor

Büyük bir orduyla başlayan yolculuk daha başından sonunu belli ediyor. Geniş ve kontrol edilmesi güç ordu, haçı kabul etmiş ve onun gönüllü neferi Macaristan Kralı'nın malını mülkünü yağma ediyor. Bunun sonucunda da papa tarafından aforoz ediliyorlar. Papa huzuruna giden bir heyet yalvar yakar aforozun kaldırılmasını sağlıyor. Bu olay, olayların nerelere varabileceğini göstermesi açısından önemli. Önümüzde acımasız, saldırgan ve adeta kana susamış bir kitle var. Bu kitlenin önünde durmak ve hatta bu kitleyi kontrol etmek imkânsızdır.

Yağma, Talan ve Hırsızlık Utanca Dönüşmüyor

Yazar, Konstantinopolis'in yani İstanbul'un zaptını ve hatta yağma edilmesini bir ihtiyaç olarak görüyor. Esasında bu sağlıksız düşünce yapısı biraz da önce davranma kaygısıyla destekleniyor. Kitapta geçen sebep Konstantinopolis'in Kutsal Roma Kilisesi'ne başkaldırmasıdır. Bu yağmanın kutsallığı da buradan geliyor zaten. Dolayısıyla bu yağma, talan ve "hırsızlık" olaylarının herhangi bir utanca dönüşmediğini, bunlar için özür dilenmediğini görüyoruz. "Kutsal" amaca hizmet eden bu olaylar için özür beklemek boşuna olur zaten. Ayrıca başkalarının yani “inançsız”ların yağmasındansa kendilerinin erken davranıp yağma etmesinin daha doğru olacağı kanaati var. Bu yazar tarafından da dillendiriliyor. İstanbul’da bulunan kutsal emanetlerin Avrupa’ya götürülmesi zaten ayrı hikâye.  Kitapta götürülen kutsal emanetlerin listesi verilmiş.

Başkeşiş, Cinayetler Karşısında Soğukkanlı

Yazarın işlenen cinayetler, katliamlar, işkenceler, soygunlar karşısındaki soğukkanlı duruşu ve bu nahoş olaylara sevecen tavırla bakışı şaşırtıyor. Bir din adamının yapılan işkenceleri olumlaması, öldürülen sayısız insanı görmezden gelip sayıyı sırf Haçlı ordusunun kutsiyetine halel gelmesin diye az göstermesi ifa ettiği görev etiğine yaraşır bir tutum değildir. Tarihin sadece kendi yazdıklarından oluştuğunu zanneden bu keşiş, diğer kaynakların gerçekleri aydınlatacağını hiç aklına getirmemiş anlaşılan.

Kronik Kitap’tan çıkan “Konstantinopolis’in Zaptı: Bir Keşişin Kaleminden IV. Haçlı Seferi”, Orta Çağ Avrupa’sında yönlendirilen kontrolsüz kitlelerin neler yapabileceğini görmek ve haçlı zihniyetini daha iyi anlayabilmek için okunabilir.

İdris Kartal / Parantez Haber 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.