İdris Kartal yazdı; Bir Osmanlı Sefiri: Yirmisekiz Mehmet Çelebi'nin Fransa Seyahatnamesi...

İdris Kartal yazdı; Bir Osmanlı Sefiri: Yirmisekiz Mehmet Çelebi'nin Fransa Seyahatnamesi...

Osmanlı görmemiş Fransızlar uzak ülkeden gelen elçiyi ve beraberindekileri yakından görebilmek için adeta birbirini eziyor.

"Yirmisekiz" lakabıyla tanınan Mehmet Çelebi, Sultan III. Ahmed tarafından 1720'de Fransa'ya büyükelçi olarak atanır. O sırada Fransa tahtında XV. Louis vardır ve Yirmisekiz Mehmet Çelebi, gerek yolculuğunda gerekse de kısa sayılabilecek süre Paris'te geçirdiği günleri dikkatli ve ayrıntılı bir şekilde anlatır.

Türk edebiyatının yakından tanıdığı bir isim olan Şevket Rado, "Paris'te Bir Osmanlı Sefiri: Yirmisekiz Mehmet Çelebi'nin Fransa Seyahatnamesi"ni yazma nüshadan sadeleştirerek hazırlamıştır.

Bu anlamda eseri okurken Şevket Rado'nun edebiyatçı dokunuşlarını hissetmemek mümkün değildir. Eser, Osmanlı Türkçesi haliyle Latin alfabesiyle günümüze ulaştırılmıştır. Okuyucu Mehmet Çelebi’nin satırlarını onun ağzından okuyacaktır. Bu açıdan metinde çokça eski kalıp cümleler görmek mümkündür. Belki böylesi daha iyi olmuştur.

Yirmisekiz Mehmet Çelebi’ye Saygıda Kusur Edilmiyor

Mehmet Çelebi, yaklaşık bir buçuk aylık bir yolculuğun ardından Fransa'nın Toulon şehrine varıyor ve burada maiyetiyle beraber bir elçiye yakışır şekilde karşılanıyor. Fransızların gelen heyete olan davranışları son derece nazik ve saygılı. Bir devlet adamı nasıl rahat ettirilir, gelen misafire nasıl hürmet edilir en iyi şekilde gösteriyorlar. Dost olmayan devletlere karşı tutumları farklılık gösteriyor olabilir elbette ama okuduğumuz kadarıyla Yirmisekiz Mehmet Çelebi ve beraberindekilere saygıda kusur edilmiyor. Kralla görüşmeleri daha sonra olacaktır ama elçinin kralın kapısında beklemesi gibi bir durum yoktur. Sultanla görüşmek isteyen yabancı elçilerin bazen günleri bulan beklemeleri gibi bir şey olmuyor yani.

Uzaktan Selamlaşmalar

O sırada Fransa şehirlerini esir alan ve sadece Marsilya'da en az seksen bin kişinin ölümüne neden olan veba salgını dolayısıyla kendisini karşılamaya gelenlerin uzaktan selam verdiğini de ekliyor. Ancak hatıraların devamında vebaya ve karantina tedbirlerine ilişkin herhangi bir açıklama yer almıyor. Buradan salgının –o sırada- Paris’te daha az hissedildiğini ya da Mehmet Çelebi’yi pek etkilemediğini düşünebiliriz. Çünkü ilerleyen satırlarda bu konuya dair tek bir cümle dahi yok. Sonuçta sadece Marsilya’da 80 bin kişiyi öldüren bir hastalıktan bahsediyoruz.

Toulon şehrinden Marsilya, Montpellier, Toulouse ve Bordeaux'yu kanal vasıtasıyla geçip kara yoluyla Angouleme ve Orleans geçilip Paris'e varılıyor. Yirmisekiz Mehmet Çelebi, bu sırada gördüklerini objektif bir biçimde aktarıyor. Mesela Toulouse şehrini pek beğenmediğini Bordeaux şehrini ise güzel bulduğunu söylüyor.

Hayatlarında Hiç Osmanlı Görmemiş Fransızlar Birbirini Eziyor

Heyet, Paris yolunda halkın büyük ilgisiyle karşılaşıyor. Hayatlarında hiç Osmanlı görmemiş Fransızlar uzak ülkeden gelen elçiyi ve beraberindekileri yakından görebilmek için adeta birbirini eziyor. Bununla ilgili olarak kanal yolculuğu sırasında kendilerini görmek için 4-5 saatlik yol gelip birbirlerinin önüne geçmek isteyenlerin kanala düştüğü örneğini veriyor. Bu merak elçinin ülkelerinde bulunduğu sürece devam edecektir. Hatta Yirmisekiz Mehmet Çelebi, iftarda yemek yerken ve gece teravih kılınırken de çok sayıda kadının toplanıp kendilerini izlediğini söyler ve bunu azap olarak niteler.

11 Yaşındaki Kral XV. Louis’in Huzurunda

Sonunda kraliyet sarayının bulunduğu Paris'e ulaşan Yirmisekiz Mehmet Çelebi, burada son derece intizamlı, görkemli ve saygın bir şekilde karşılanıyor. Kral XV. Louis'nin huzurunda da bu saygınlık devam ediyor. Fakat kralın 11 yaşında bir çocuk olduğunu hatırlatmalıyım. Buradan başlayarak elçinin Paris günlerinin epey dolu geçtiğini söyleyebiliriz. Görkemli saraylar gezilmiş, operalar izlenmiş, av partisinde krala eşlik edilmiştir. Kitabın tanıtımında Yirmisekiz Mehmet Çelebi için Fransızların Osmanlı önyargısı ve Türk imgesini altüst ettiği belirtiliyor ancak 400 kişilik bir heyetin tüm Fransa’ya bu etkiyi yapabileceği şüphelidir. Hatta tam tersini düşünmek daha doğru olacaktır. Çünkü Çelebi, yurda döndüğünde gördüğü birçok şeyi tatbik ettirecektir. Özellikle Paris’te gördüğü saraylar, parklar ve bahçeler bir model teşkil edecektir. Benim merakımı uyandıran husus Yirmisekiz Mehmet Çelebi’nin Fransa’da tam olarak ne görevde bulunduğudur. Yani gezmek dışında devlet görevi olarak ne yapmıştır onu bilmek gerekiyor. Kendi anlatımına ve okuduğumuz bu kitaba göre oraya bir keşif amacıyla gitmiştir. İki ülke arasındaki dostluğu ve barışı pekiştirmek, oraları tanımak da ayrıca önemlidir. Heyetin içinde daha sonra sadrazam olacak olan Said de vardır. Said Efendi’nin küçük yaşta başka memleketler, başka kültürler görmesi kendisi ve devlet yönetimi açısından önemlidir.

İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkan “Paris’te Bir Osmanlı Sefiri: Yirmisekiz Mehmet Çelebi’nin Fransa Seyahatnamesi”, on sekizinci yüzyılın Fransız şehirlerini tanıtmakla kalmıyor, oradaki yaşam tarzına ve yapılara bir Osmanlı gözüyle de bakıyor.

İdris Kartal / Parantez haber

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.