İdris Kartal yazdı; Alternatif eğitim arayışları; Film Kulübü...

İdris Kartal yazdı; Alternatif eğitim arayışları; Film Kulübü...

“Okul, sadece dört yanı duvarla çevrili, tepesinde dam olan yer değildir. Okul her yerdir. Sırasında bir orman, sırasında dağ başı. Öğrenmenin, bilginin var olduğu her yer okuldur.”

David Gilmour, zor olan bir şeyi yapmış ve oğlunun tercihine saygı duyup onun artık okula gitmek istememesini kabul etmiştir. 16-17 yaşındaki bu çocuk artık okula gitmeyecekti yani.

Hayatta kazanılabilecek her şeyin okul ve okullar sayesinde kazanılabileceğini tartışmaya dahi açmayan bizlere bu durum epey yadırgatıcı geliyor. Gerçi kitapta görüyoruz ki babaya da öyle geliyor. Çünkü o andan sonra yaptığı her hareket çocuğun okula dönmesini sağlamaya yönelik olacak. Baba ve oğlu anlaşıyorlar. Jesse yani oğul babasıyla birlikte sadece film izleyecek ve okula gitmek, işe gitmek gibi faaliyetlere girişmeyecek. Haftada 3 film öngörülüyor.

Kitapta adı geçen film sayısı 100’ün üzerinde. Bunlardan bir kısmını bizler de izlemişiz ve kitabı okuduktan sonra yeniden izleme gereği hissediyoruz. Çünkü dikkat çekici kimi ayrıntılar bizim alelade geçiştirdiğimiz bazı sahnelerde gizli.

Jesse davranışlarını kontrol etmekte güçlük çeken, kötü alışkanlıkların pençesinde kıvranan biri klasik bir ergen... Kendisine sağlanan imkânları görmezden gelip sağa sola savrulması ve tercihlerinde hep yanlış olanı seçmesi garip gerçekten. Özel hayatındaki gelgitlerin bir yerde biteceğini düşünüyorsanız da yanılıyorsunuz çünkü bu durumun kitabın sonuna kadar sürdüğünü göreceksiniz. Hatta tüm bu çalkantılar, acılar, sevinçler babasıyla beraber fikir alışverişleriyle anlatılıyor. Babasının halden anlayan tavırları bizden ne kadar uzaksa oğlunun zayıf psikolojisi bozulmasın diye söylediği gerçek olmayan sözler de bize o kadar yakın.

Babasının tüm bu film izletmekle ilgili verdiği eğitimin bir plan dâhilinde olduğu söylenemez. Gerek filmlerin sıralaması gerekse de içerikleri baba ile oğlun filmler ve hayat hakkında konuşmalarına fayda ediyor sadece. Mesela Alfred Hitchcock’un Kuşlar filminin en iyi sahnesinden bahsederken herhangi bir eğitim amacı yok. Belki çocuğun özgüvenini pekiştirme amacı güdüyor olabilir ama kitapta da göreceksiniz o bölüm spontane gelişen bir bölüm. Yani film izlerken sadece biraz daha konuşacak zaman ayarlaması yapılmış oldu. Çocuğunun biraz sonra elinden uçup gideceğini ve büyüdükçe kendisinden uzaklaşacağını biliyor. Biraz da oğlunu yanında tutmak amacı güdüyor diyebiliriz.

Kitabın kritik noktalarından birisi babanın tüm bu eğitimlere, konuşmalara ve anlaşmalara rağmen “bence senin yerin üniversite” dediği bölüm. Bu noktadan itibaren okuyucunun çocuğun bir gün bu gerekli kararı vereceğine olan inancı artıyor. Jesse’nin dertlerine ister istemez çözüm arıyorsunuz ve pek çok konuda da onu hatalı buluyorsunuz. Türk aile yapısına uygun olmayan yaşayış biçimi de olsa bu aileyi kurtarma görevinden vazgeçmiyoruz. Esasında biz aileyi seviyoruz. Gerek babanın gerekse de Jesse’nin zarar görmesini istemiyor ve şu badireyi okula yeniden dönerek atlatmasını istiyoruz. Ama Jesse’nin özel hayatındaki sorunların hiç ilginç olmadığını da söylemek gerekiyor. Kitabın en sıkıcı tarafı bu özel sorunlar zaten. Fakat aynı zamanda bu özel sorunların kitabın iskeletini de oluşturduğunu belirtmek lazım. Çocuk zaten bu nedenle bunalımda.

David Gilmour arada kendisini de sorguluyor. Bunlar acaba çocuğu okuldan almakla iyi mi ettim, sonuçta onu okula dönmeye ikna etme noktasında başarılı olacak mıyım, sadece film seyrettirmekle eğitim olur mu türünden kendi içinde yaşadığı düşük seviyeli rüzgârlar…

Pek çok kişinin yazarın adından onun çok tanıdığımız bir müzisyen olduğu sonucuna ulaşmış olması muhtemel. Fakat bu David Gilmour o David Gilmour değil. Yani benimde çok beğenerek dinlediğim Pink Floyd’un gitaristi ve solisti David Gilmour değil.

film-kulubu-gorsel.png

Kitapta söz konusu edilen olayların gerçek hayattan bir kesit olduğunu da düşünürsek kısa bir anı kitabıdır da diyebiliriz. David Gilmour’un içtenliği, samimiyeti ve çevresel faktörlerden etkilenmeyen anlatım biçimi kitabın okunurluğunu artırıyor. Zaman zaman esprilerin havada uçuştuğu kimi bölümler var. Buralarda yüksek sesle gülmeniz ve hatta etrafı rahatsız etmeniz olası…

Jesse’nin yüzüne ve nihayetinde kitapta pek çok defa adı geçen ve neredeyse tüm kitap boyunca acısını bize de yaşattığı Chloë’yi de oynattığı Corrupted Nostalgia ile çektiği Angels adlı şarkının klibine YouTube vasıtasıyla ulaşılabilir. Bu yolla kitapta okuyup da hayalimizde canlandırdığımız karakterlerin gerçek görünüşlerini de bulabiliriz. Yine YouTube vasıtasıyla David Gilmour ve Jesse Gilmour’un kitapla ilgili söylediklerine ulaşmak da mümkün. Orada da çok eğlenceli bir röportaj var.

Film Kulübü, eğitimin önemi, hayatımızdaki yeri hususunda düşünmemizi sağlayacak bir kitaptır diyebiliriz. Okullaşmanın ve eğitimin yalnıza okullarda verilmesine muhalif pek çok kitabın arasında bu kitap daha soft ve amaca yönelik olarak bir şeyler anlatma gayretinde.

Bizlere Mahmut Hoca’nın o ünlü repliğini de hatırlatıyor: “Okul, sadece dört yanı duvarla çevrili, tepesinde dam olan yer değildir. Okul her yerdir. Sırasında bir orman, sırasında dağ başı. Öğrenmenin, bilginin var olduğu her yer okuldur.

Eğitim sadece okulda olmaz.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum