Dr. Mustafa Akman yazdı; Ne acılar var!

Dr. Mustafa Akman yazdı; Ne acılar var!

Ne oldu? Beynimizi yakan, doğru veya yanlış; dedikodu, gıybet ve bilgisizlikle paylaşılanların ne faydası oldu?

Ne acılar var

Aslında bir tam yıl önce yaşanmış, yankısını yeni bulmuş, gerçek yönleri henüz ortaya tam konmamış bir acı ile sarsılırken, kıymetli bir hocamın anlattığı hikâye hatırıma geldi.

Yıl 1982. Hikâyede 3 kişi var. Hikâye demişsek uydurulmuş değil. Yaşanmış.

Tabloyu üç kişi tamamlıyor. Hemşire bir anne. Izdırap içinde bir yavru. Hasta beyinli bir baba.

Henüz evde bakım ücreti ödenmediği, devletin tıbbî malzeme ve ilaç destek yapmadığı yıllar.

Hastalığın o yıllarda tedavisi mümkün değil. Uygun serumlar, tıbbî ekipmanlar, antibiyotikler, henüz tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de istediğimiz ölçüde gelişmemiş.

Bebeğin bakımı bazen hastanede, bazen evde yapılmakta.

Çalışmadığı günler bebeğin bakımı annede, o mesaideyken babada.

 

Annenin nöbetteyken alışıldık bir surette bebeğin refakatçisi baba. Ve menfur olay o gün gerçekleşti.

Hiç bir hal şartta açıklaması ve izahı olamayacak bir olay.

Zalim babaya emanetini önce öldüresiye dövmesi yetmemiş olacak ki, aç ve susuz bıraktı.

Başkalarının acıları ile yoğrulup yorulup eve gelen anne dehşet içinde olayla yüzleşti; hesap mahşere kaldı.

Babanın ihaneti ile hırpalanan bebek tüm müdahalelerimize rağmen kurtulamadı.

Huzur içinde yatsın.

 

Olay Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği’nce ele alınıp detaylı değerlendirmeler yapıldı. Kongre, toplantı ve panellerde tartışıldı. Eğitimimizin bir parçası yapıldı. Tıbbî makalelerde yerini aldı.

Haftalar, aylar içinde unutuldu gitti.

 

Acılar bitti mi?

Yaşanmaya devam ediyor.

Kabil’ler oldukça, Habil’ler de olacaktır. Maalesef.

 

Bî-Taraf olmak

İstirahat saatimde telefonum acı acı çaldı. Karşımda nöbetçi personelim, yatan bir hasta yakını ile yaşadıklarını anlattı.

Ertesi sabah anne ve babaanne son derece mütebessim bir ifade ile geldiler ve ben onlara gülerek;

Akşam bir sorun olmuş galiba” dedim.

Bu nötr ifade bile beni yerin dibine sokmaya yetti.

Meğer sorun benim mesai arkadaşlarımda.

Sadece zihnimden geçirdiğim “hasta yakını personelime kötü davranmış” düşüncesi beni bitirdi.

 

Acımazlık

Sosyal medya felaketi yaşandı bu hafta. Güya duyarlıymış gibi üstü karartılan, ama rahatlıkla okunabilen milyon kere paylaşılan resimler, mesajlar, galiz küfürler, hepsi ama hepsi kapanmayan, ve kapanamayacak yaraya tuz ekti.

Oysa ortada ne beraat, ne delil karartma, ne de verilmeyen ceza, kesilmeyen hesap var.

Bir de sosyal medya tag’ı açmışlar: Hakim_Kim?

Sanki hâkim bey veya hâkime hanımın aklı yok.

Bir sizsiniz şefkati olan.

Hukuk eğitiminizi playstation 4’den tamamladınız.

Ceza Muhakemesi Kanunu’nu Tik Tok’dan okudunuz.

Roma zaten yanmış.

Drakon öleli 2500 yıl olmuş. Hatırlayan da yok. Drahma zaten biz de geçmez.

 

Ne oldu? Beynimizi yakan, doğru veya yanlış; dedikodu, gıybet ve bilgisizlikle paylaşılanların ne faydası oldu?

Evlâdımızı mı huzura erdirdi?

Faillerin suçları sabit olup kodesi mi boyladılar?

Hâkim işini savsaklamış, savcı görevini mi yapmamış?

Bakanlık görmezden gelmiş pisliğin üstünü mü örtmüş?

 

Birilerine hesap sormak için seslerini yükselten sizler.

Hastalıklı beyinleri mi tedavi etmiş oldunuz?

Menfur fiilden vaz mı geçirdiniz?

Hırpalanmış bedenleri mi iyileştirdiniz?

Duruşma gününü öne mi aldınız?

Çocuklarla birlikte kalmadım” diyen babanın ifadesini mi çürüttünüz?

Anneye olayı itiraf mı ettirdiniz?

Adlî tıp raporunu “Çocukların ırzlarına tasaddi ve fiili livata fizikî bulgusu vardır” haline mi getirdiniz?

Hiçbiri.

Annenin suçsuz çıkma ihtimali sıfır değil mi?

Üvey olduğu için bütün babalara ceza verelim değil mi?

Zira onlar sevmeyi bilmez.

Umuyorum ki çocuklar bu çalkantıyı işitmediler.

Umuyorum ki, acıları alevlenmedi

Zira doğrunun her seçeneğinde zarar görecek onlar.

İstismarın ispatlanıp ispatlanmaması da önemli değil, yaşadıklarının izini ömür boyu taşıyacaklar.

Gerek sosyal medya paylaşımları, gerekse olayın failleri, onları çoktan hırpaladılar bile.

 

Netice

Kıymetli bir dostumun dediği gibi, “Linç kültürü’nü artık terk etmeliyiz.

Doğrular etraflıca ortaya çıkmasından önce kalemi kırdınız.

Birilerini hemen şimdi idam etmek istiyorsunuz.

Anlıyorum.

Bu hukukî bile olabilir.

Ama adil olamaz.”

 

Not: Anne ve baba ile akrabalık bağım ve tanışıklığım yoktur.

 

Dr. Mustafa Akman / Parantez Haber

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.