Dr. Huriye Tezgelen: "Gerçek insanların gündemi bu değil!"

Dr. Huriye Tezgelen: "Gerçek insanların gündemi bu değil!"

Haberin Doğrusu sitesi yazarlarından Dr. Huriye Tezgelen ile gündeme dair konuştuk…

Dr. Huriye Tezgelen ile "gündeme" dair...

-Önce, okuyucularımıza kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

Dr. Huriye Tezgelen: -Ben kimim?.. Uzman Aile hekimiyim. 25 yıl devlette çalıştıktan sonra, -3 yılı özel, geri kalan 22 yılı devlette- çalıştıktan sonra, kendi talebimle emekli oldum. Şimdi, İstanbul’da emekli hayatı sürdürüyorum. Bir süredir Haberin Doğrusu sitesinde yazmaya başladım. Bunun dışında ne var?.. “Dr. Huriye” bu kadar…

15 Temmuz’da nerdeydiniz?

-15 Temmuz’da köprüdeydim. Şimdiki adıyla 15 Temmuz Şehitler Köprüsü… Yeni tayin olmuştum İstanbul’a o dönem. O gün akşam evde bir meclisimiz vardı, ablamın kızı evlenecek. İşte bir araya gelmeye çalışıyoruz, kalabalığız. O arada, gelin ve damat köprüden geçememişler. Saat 9.45 filan akşamüzeri. Biz onlara ulaşmaya çalışırken, “Burada askerler var” dediler.

whatsapp-image-2021-08-03-at-19-16-03-1.jpeg

“Darbe oluyor…”

Dışarı çıkmıştım ben, ablamın torununu parka götürmüştüm. O arada birisi “Darbe oluyor” filan deyince, bir tuhaf oldum, “Ne darbesi ya, ne alakası var”?..O saatte o ortamda niye darbe soruları kafamda, hızlıca eve döndüm , o arada twitter’ı açtım, twitter’da korkunç şeyler dönüyor, birileri el çırpıyor, “asker geldi” vesaire diye, birileri “herkes evinde otursun” diyor. Sonrası eve dönerken, arada 5 dakika yürüme mesafesi var zaten, yine twitter’dan tanıştığım ve daha sonra yüz yüze tanıştığım –yakın zamanda tanıştığım- Dr. Demet hanım var, Demet hanımla görüştüm, Demet ağlayarak telefon açtı, saat daha 10.00 suları…

Yabancı basında korkunç haberler geçiyormuş, eşimin babası emekli asker, işte “Erdoğan’ı Almanya’ya kaçırmışlar, Erdoğan’ı öldürmüşler” şeklinde haberler geçiyor, (NBC,MSNBC) filan. Tabii Demet ağlıyor. Demet ağlayınca ben moral olarak çöktüm zaten. “Doğru değildir, sakin ol” diyerek eve girdim.

“Ben gidiyorum…Gözüm artık hiçbirşeyi görmüyor…”

Bizimkiler televizyonlara bakmaya çalışıyorlar, daha ortada bir şey yok. O arada çocuklar köprüden geçmeyi başarmış, geldiler. Sonra abdest aldık, 2 rekat namaz kıldık. Evde kimse konuşmuyor. Yani “şunu yapacağız, bunu yapacağız” filan diye. Ev ahalisi, ablam, ben, iki yeğenim…

Ben gidiyorum…”dedim.  “Nereye gidiyorsun?” filan dediler. “Nereye olursa, kim darbe yapıyormuş”… Sırtımdan soğuk terler boşanıyor bu arada… O halimi ifade edemem… Böyle buz gibi hissediyorsun kendini.Ve gözün artık hiçbir şeyi görmüyor. Evden çıktık, araç arıyoruz…

“Bankamatiklerin önünde kuyruklar oluşmaya başlamış…”

O arada bizim mahalle “Beyaz Mahalle”, Bostancı civarı… Birileri seviniyor, bankamatiklerin önünde, benzinliklerin önünde kuyruklar oluşmaya başlamış… Birileri alkışlıyor… Zar zor bir taksi bulduk, köprüye gideceğiz… Yani nereye ulaşabilirsek… Taksi bizi Kadıköy’de karakolun orda indirdi. Karakolun önünü hep otobüsler çevirmişti. Biz ordan ara sokaktan geçtik, başka bir taksiye bindik. Az biraz gidince, taksi şoförü şey dedi, “Ya n’apıyorsunuz, işte ne güzel asker gelmiş, evinizde oturun” filan deyince, bende o an film koptu! “Bu senin bildiğin darbelerden değil, işgal… Bak dedim bunlar geldiğinde… Biz şimdi çıkıyoruz, belki de öleceğiz, dönmeyeceğiz… Olur da başarırlarsa senin evine girecekler, dedim –çok sinirlendim ama- karına, kızına çökecekler, sen de öyle mal mal bakacaksın, kapa çeneni sür arabayı” dedim… Korktu biraz galiba benden. Film kopmuş bende.

“Reis sağ mı?..”

İlerde bir yerde durduk, bir kalabalık var, orda toplanmış. Bu arada saat 11.00 oldu. Tabii bende tek düşünce, “Reis sağ mı?”… Başlangıçta n’apıyoruz filan derken, belki 70-80 kişi filandık, n’apalım, köprüye doğru yürüyelim. Madem köprüyü tuttular. Başka yerlerde olduklarından haberimiz yok. Biz sanıyoruz ki, sadece köprüdeler. Köprüye doğru metrobüs yolundan yürümeye başladık.

“Asker kışlaya…”

-Saat 11.00 suları?

Dr. Huriye Tezgelen: -Saat 11.15 gibi veya 12.00’ye yakın, ama tam olarak şu saat diyemeyeceğim. Yürümeye başladık. Çok az kişiydik ama, şey diye gidiyoruz; “Asker kışlaya!” Başka bir şey demiyor insanlar. Birilerinin elinde bayrak var. Sonra ben biraz ilerleyince baktım, -çok az kişi başlamıştık ya- arkada devasa bir kalabalık… “Çok şükür” dedim. Ablam bir taraftan tesbih çekiyor, bir taraftan dua ediyor, işte hep birlikte “Asker kışlaya” diyoruz. Ondan sonra köprüye yaklaştık, Acıbadem’i geçtik, Acıbadem, Burhaniye derken, ateş sesleri, silah sesleri duymaya başladık. Sonra köprünün orda, kırmızı beyaz şeritler var ya, oralarda kanlar görüyorum ben, “Allah Allah” dedim ya ne alakası var? Sonra motosikletle çocuklar birilerini taşıyorlar, onu da ilk önce algılayamadım, yani algılayamıyorsunuz.

“Sela sesleri gelmeye başladı…”

Baya bir gittik biz, korku diye bir şey yok. Erdal diye mahalleden bir tanıdık arkadaş var o da yanımızda. Sonra sela sesleri gelmeye başlayınca ablam böyle çok yüksek sesle ağlamaya başladı. O arada kız kardeşim telefonla ulaştı , “Reis konuştu, Reis sağlam, Reis’de bir şey yok, sıkıntı yapmayın”… Diğer şeyleri hiç hatırlamıyorum… Çok kişiyle konuştum ama, hiçbirini hatırlamıyorum, detay yok.

-Sizin şahit olduğunuz veya sizi çok etkileyen, çarpıcı bir sahne var mı?

Dr. Huriye Tezgelen: -Hani şu vurulan sakallı amca var ya, önümüzden geçti… Bir de motosikletli çocuk… Hani döndü döndü, vuruldu, öldü ya, o çocuk…

-Siz orda şahitlik ettiniz buna?

Dr. Huriye Tezgelen: -Evet… Gözümüzün önünde oldu. Donduk kaldık. Bir şey var; Ateş ediyorlar, erkekler yere yatıyor, kadınlar dimdik ayakta. O kadar ateş arasında nasıl isabet etmedi diye hala düşünüyorum. Bir de o, yeğenimin üzerime atladığı sahneyi… “Yere yatın” diye… Şu tanktan ateş açtılar ya, o esnada yeğenim üstümüze atladı…

-Ailenizden yaralanan kimse oldu mu?

Dr. Huriye Tezgelen: -Erkek kardeşim…Yahya Tezgelen… O da Harbiye’de TRT binasının önünde yaralandı… Şöyle diyeyim ben, biz ailecek, bir kısmımız köprüde, bir kısmımız Atatürk Hava Limanı’nda, kardeşim Harbiye’de, işte Maraş’takiler başka şehirde dışarıda, bütün aile dışarıda. Zaten başarsalar ailenin yarısı eve dönemeyecekti.

(…)

“Son 20 yılda nerden nereye geldik…”

-Son dönemde kısa videolarla görmeye başladık sizi… Tarihi, siyasi, güncel, aktüel konuları gayet başarılı bir şekilde özetliyorsunuz, kendinize özgü farklı bir tarzda…  Size gelen tepkiler nasıl?

Dr. Huriye Tezgelen: -Şimdi şöyle başladı… Video yayınları bazen, gençlerin izleyemeyeceği kadar uzun geliyor. Biraz belki dilimiz eski, belki biraz fazla resmî ama, bu yayınlara başlarken hedefimiz, son 20 yılda neler oldu, hangi adımlar atıldı, nereden nereye geldik? Bunları milleti çok sıkmadan özet halinde anlatmaktı. Tabii biraz da geçmişten referans vererek.

-Şimdi kendi aramızda konuşuyoruz, bir türlü “gençlere ulaşacak” bir dil ve yöntem bulunamıyor sanki? Gençleri ve toplumu etkilemekte biraz zayıf kalıyorlar sanki… Bunun sebebini bilmiyorum ama…

Dr. Huriye Tezgelen: -Yani dikkate almaya çalışıyorum ama, benim de gençlere ulaşamadığım çok nokta var. Kendi yayınlarımdan sonra dönüp soruyorum… Onlar için her şey o kadar hızlı ki. O yayınlardan birinde de söyledim; Günümüzde “temassız iletişim” maksimum boyutta… Yani Amerika’daki biri, 20 saniyelik bir Tiktok çekimiyle kafasına ulaşıyor gencin… O hızlı tempoya ben de uygun değilim açıkçası… Hatta 30 yaş grubu bile uygun değil. Yani 25 yaş altı ile bizim hızımız çok farklı. Ama biz onları bayıltmadan, sıkmadan, canlarına okumadan alabileceklerini vermeye çalışıyoruz. En azından iyi niyetimizi görsünler… Evet bunlar yapıldı ama benim için yapılmadı. Benim bir gelecek planım yok. Ben, kaba tabirle gününü görmüş, kürkünü yırtmış, Türkiye ortalamasında şartları en iyi insanlardan biriyim. Emekli olmuşum, gelecek kaygım yok. Bir köşeye çekilir hayatıma devam edebilirdim…

 

“Z kuşağı” çok farklı düşünüyor…

-Şimdi “Z kuşağı” diye yapılan bir tanımlama var. Bu kuşak kendini “muhalif” olarak konumlandırıyor. Muhalefet tarafından da bu kuşak ciddi anlamda zehirleniyor. İş bir noktadan sonra, siyasi iktidara muhalefet olmaktan çıkarıp, kendi ülkesine düşmanlığa kadar vardırılıyor... Bu hususlar göz önüne alındığında, bu kesimin, “Gençliğe hangifikirle, nasıl bir düşünceyle ulaşabiliriz?” gibi bir sorunu var mı? –Bizim illa “Z kuşağı” dememiz gerekmiyor tabii ki- Bu gençliği biz “nasıl bir dünya hayali?” teklif edebiliriz?

Dr. Huriye Tezgelen: -Yani şimdi şöyle bir şey var; “Z kuşağı” diye tanımladıkları kuşak aslında hepsine muhalif. Sanıyorlar ki sadece iktidara muhalif. Ama büyük yanılgı o. “Z kuşağı” diye öyle bir etiket basmanın da bir anlamı yok. Onlar çok daha farklı düşünüyorlar.

-Yani “Z kuşağı” ifadesi, gençlerin kendilerine “aidiyet duygusuyla” benimsedikleri bir şey değil, dıştan bir “tanımlama…”

Dr. Huriye Tezgelen: Dıştan bir damgalama… Bir kere; bizden daha hızlı düşünen, kendilerine göre çok daha adaletli, yani “adalet duygusu” gelişmiş bir nesil var ve icraata bakıyor. Yani onları siz bir seçim kampanyası ambalajları ile aldatabilirsiniz ama ikinci defa onlardan oy moy alamazsınız. Sadece bir kere kendisine ambalajla yanaşan insanların, -tabiri caizse- yamuklarını, sözlerinden döndüklerini gördüğü anda çiziyorlar üstlerini, sonsuza kadar çiziyorlar.

“Aman siyasi fikrini söyleme…”

-Yani, “Z kuşağını” kendi arka bahçesi gibi gören muhalefet de burada yanılıyor…

Dr. Huriye Tezgelen: -Yanılıyor. Burada Üniversitelerin çok büyük etkisi var. Hatta aslında liselerinde çok büyük etkisi var. Belki, yeni deyimle, ilköğretim seviyesinde böyle şeyler olmuyor ama… Bizim kurgulanışında hatalı olan Milli Eğitim sistemi… Şöyle bir “korkaklıkla” yetiştirilmişiz hepimiz; -İster kabul ister reddetsinler- “Aman siyasi fikrini söyleme, aman durduğun yeri söyleme,

-Yılların bir “baskılanmışlığı, sindirilmişliği” var gençliğin üzerinde?

Dr. Huriye Tezgelen: -Seksen doksan yıllık bir baskı ve sindirilmişlik… Tabii, sadece gençlik değil, bu ülkenin “Allah” diyen herkesin üzerinde bu baskı oluşmuş. Bu yeni bir şey değil, kim ne derse desin!

-İfade özgürlüğünü bile kullanamıyorlar…

Dr. Huriye Tezgelen: -Şimdi hala kullanabiliyor muyuz?

-Kullanamıyoruz… Şu size ilginç geliyor mu, normalde “Z kuşağı” darbeye, baskıcılığa, dayatmacılığa, işte vesayete karşı. Bu tarafta da tarihte ilk defa darbeyi bastırmış bir lider var, buna rağmen o tarafta konumlanıyor. Bu çelişkiyi nasıl açıklamak lazım?

“Hepinizin elimde soyunma odası görüntüleri var…”

Dr. Huriye Tezgelen: -Çelişki şu… “Hükümet olduk ama, iktidar olmamıza hala var…” Hiç kusura bakmasınlar! Kültür, sanat, medya, televizyon, radyo, sinema ve üniversiteler, o “vesayetin” inşâ ediliş sürecinde bu kesimin eline paket olarak verildi. Karşı kesimin eline. Siz bir sanat camiasında –sapkın sanat camiasında- mütedeyyin bir adamın, ne kadar rol yeteneği olursa olsun, parlatıp yıldız yapamazsınız. Olsa bile dışlanır.

-Oralarda hep bir “kast sistemi” kurmuşlar bir nevi…

Dr. Huriye Tezgelen: -Evet… “Gezi”den hatırlayın. Şu ünlü modacı, ne diye tehdit etti, Gezi Parkı’na gitmeyen ünlüleri? Dedi ki; “Hepinizin elimde soyunma odası görüntüleri var”…

-Evet…

Dr. Huriye Tezgelen: -Tıpış tıpış gittiler… İnanmasalar da gittiler…

“Hakaret edemez, terbiyesizlik yapamaz, benim değerlerimle dalga geçemez…”

Bu “ünlüler”, özellikle son bir iki yıldır, örgütleniyorlar, bir araya geliyorlar, kritik zamanlarda “siyasi içerikli” bildiri yayınlıyorlar. En son İstanbul seçimlerinde bir araya geldiler, toplandılar İmamoğlu’na oy istediler. Kendi kitlelerini yönlendirme amacıyla. Daha sonra benzer şekilde iki üç kere yine toplanıp bildiriler yayınladılar. Bu “ünlülerin” bir takım odaklar tarafından özel olarak kullanıldığını düşünüyor musunuz?

-Dr. Huriye Tezgelen: -Özel olarak kullanıldığını düşünüyor muyum?

-Şunu diyorum yani, bu “ünlü sanatçıların” bu kadar siyasetin içinde olarak, tarafgirlik yapması, “siyasetin dizayn edilmesinde” kullanılıyor olmalarını kastediyorum

Dr. Huriye Tezgelen: -Tarafgirlik yapmalarından öte şöyle bir şey, herkesin bir siyasi görüşü olur. Siyasi görüşünü de deklare eder, tamam. Kalkıp o siyasi görüşüyle, faşist yaklaşımlarla topluma hakaret edemez, terbiyesizlik yapamaz, benim değerlerimle dalga geçemez!

Ama burada dediğim gibi, bu grubun şöyle bir sıkıntısı var, bunlar bir PKK’ya ses çıkaramıyorlar, bir FETÖ’ye ses çıkaramıyorlar… Bunları birlikte düşünmek lazım. Bunların bir kısmı iç içe zaten.

“Bütün köşe başları onlara verilmiş, hediye edilmiş…”

Yani dedim ya daha önce, sanat, kültür vesaire camiasında bütün ipler onların elinde, bütün köşebaşları onlara verilmiş, hediye edilmiş. Başka türlüsü zaten içlerine giremiyor. İçlerinde olanların da varlık sebepleri bu zaten. Ne kadar aptal, ne kadar zeki, ne kadar iyi oyuncu-sanatçı olduğunun bir önemi yok. Onların camiasına hizmet etmiyorsan zaten anında mahalle baskısıyla indiriliyorsun.

-Bunlar “siyaseti dizayn etmek için” aparat olarak kullanılıyorlar?

Dr. Huriye Tezgelen: -Zaten öyle! Başka türlü bir başarılarını biliyor musunuz? Yani bunlar şey mi, yaptıkları çok iyi bir müzikle, dünyanın en iyisi mi, yaptıkları bir filmle dünyanın en iyisi mi oldular? Hayır.

Ya da işte yıllardır işte, heykel heykel beynimizi çürüttükleri halde çok iyi bir heykeltıraş mı çıkardılar? Hayır. Yani öğrendikleri şeyler de imitasyon.

-Bir de şimdi bu son haftada “mülteciler” üzerinden bir algı kampanyası düzenlendi. İşte yalan çıktı. Şu anda da Türkiye çok ciddi bir “Orman yangınları” tehlikesi içinde.Henüz yangın sebepleri ile ilgili somut bir bulgu ve açıklama yok ama, şu an ülkemizde 100’den fazla yer yanıyor.

Ülke bu yangın halindeyken bir de ilginç olay yaşandı, bir kısım ünlüler tarafından “Türkiye’ye müdahale” çağrısı anlamına gelebilecek bir kampanya başlatıldı. Şunu sormak istiyorum, bu ve benzeri doğal felaketlerin muhalefet tarafından, insani bir felaket olarak değil de, “siyasi muhalefet aracı olarak” kullanılmasına ne diyorsunuz?

Dr. Huriye Tezgelen: -Muhalefet bu kadar zeki değil bir kere yani! Onu şöyle diyebiliriz, “araçsallaştırılması” emrediliyor! Peki tabanları bu kadar her zeman teşne miydi buna? Ondan çok emin değilim ama, muhalefetin tabanı da, kaynar suya attığınız kurbağa gibi, zıplar, ama ılık suya koyduğunuz kurbağayı pişirebilirsiniz… Muhalefetin tabanı da böyle…Uzun süre zamandır manüple ediliyorlar. Nefret, nefret…kin, başka her hangi bir duygu beslemiyorlar.

“Sürekli olarak nefret körükleniyor…”

-Eski Türkiye’de siyasetin doğal bir hali vardı. Diyelim iktidar iktidardayken bir takım yanlışlar yapar, yanlış politikalar izler, muhalefet de bunun doğrusunu, alternatifini gösterir veya çözümünü ortaya koyarak muhalefet ederdi. Özellikle 2016’dan sonra muhalefet –az önce söylediğiniz şekilde- topluma sürekli kör nefret ve kin pompalıyor. Bunun açıklaması nedir sizce? Bu bizim bildiğimiz anlamda klasik bir “siyasi muhalefet” tavrı değil açıkçası?

Dr. Huriye Tezgelen: -Siyasi muhalefet değil, bu şey gibi, -Çok özür dilerim- Osmanlı’nın son döneminde Osmanlı’yı peşkeş çeken, Abdülhamid’i indiren, Abdülhamid’in “hâl’ledilmesine” neden olan o damar var ya, işte o damarın şimdi de Türkiye Cumhuriyeti’ni peşkeş çekmesi… Bunun iktidarla filan ilgisi yok. Bu bunlara emrediliyor, bunlarda böyle yapıyor. Yani bunun tek başına muhalefetle açıklanması zor…

-Bu normal bir siyaset dili değil…

Dr. Huriye Tezgelen: -Bu siyaset değil… Neden değil, bir muhalefet partisinin lideri, , koltuğa geldiği günden beri aralıksız bir şekilde yalan söyler mi?

-Bu yalanlar hemen ortaya çıkıyor, yüzlerine vuruluyor, açık ediliyor –Hatta “Günün yalanları” diye özel sayfalarda da bunlar deşifre ediliyor- ve hiçbir şekilde adamlar bundan etkilenmiyor? Bütün bunlara rağmen bizim bu “yalan siyaseti”nin üzerinde durmamız lazım, neden bunu yapıyorlar, niçin ısrarla buna devam ediyorlar? Burada başka bir şey var?

Dr. Huriye Tezgelen: -Yalanı, parti GİK toplantısından, sosyal medya hesaplarında, kendi partililerince sürekli sürekli tekrarlanıyor. Kötüsü, yalan kanıksanmış durumda. Yani işte, “Kılıçdaroğlu mu? Yine yalan söyleyecek”… İşte Meral Akşener birisi ile mi görüştü; “Bu da kiralık bir oyuncudur…” Ya da “kendi partililerinden biridir” şeklinde algılanıyor artık.

-Var ama bunun bir sürü örneği…

Dr. Huriye Tezgelen: İşte bunu normal karşılamaları, bunu normal karşılayan kim? Bu partilerin tabanları… Tabanı nefretle doldurmuşlar çünkü…

-Peki bu nereye varır, nefret nefretnefret! İşte orda HDP, sürekli bir Müslüman-Türk nefreti körüklüyor…

Dr. Huriye Tezgelen: -İki tane ırksal temelli parti… Biri HDP, biri İYİ Parti… Biri –gençlerin deyimiyle- “tengrici”, öbürü, Marksist-Leninist bir ideolojinin peşinde. Ve bu ikisi tenhalarda iş çeviriyorlar. Bunlar hani şu şey var ya; “durum güncellemesi”… Birlikteliklerini gizli yaşıyorlar ama, işin tuhaf tarafı tabanları, tabanları buluşturamıyorlar… Bu korkunç derecede siyasi ahlaka aykırı, her şeye ayıkırı. Bu sosyolojiyi zehirlediler…

-Bir topluluğun normalde bu kadar kolay manipüle edilememesi lazımBu kadar yalanlara teşne hale getirilememesi lazım…

Dr. Huriye Tezgelen: -Ama manipüle edilen kesimin oranı ne? Bu önemli… Bazen de Türk milleti, tabiri caizse, “yiyormuş” gibi yapar, efendi efendi oturur, sandığı bulunca da suratına çarpar.

-Bir de gelecek perspektifi ile soralım. Mevcut durumu göz önüne aldığımızda 2023’ü nasıl görüyorsunuz? Bu kadar yoğun karalama ve algı operasyonlarının yapıldığı, küresel dayatmaların olduğu, işte en son bu yangınlar vesilesi ile, “Türkiye’ye müdahele” çağrılarının yapıldığı –ki en son bununla ilgili İletişim Başkanı, operasyonun tek merkezden ve yurt dışından yapıldığını açıkladı… Nasıl görüyorsunuz bu açıdan 2023’ü?

“Bizim algılarımızı da sosyal medya belirliyor bir bakıma…”

Dr. Huriye Tezgelen: -Önce şu “Global Call” diye bir şey buldular… İşte bu operasyonun nasıl yapıldığı da ortaya çıktı. Bir sosyal medya analisti (Mark Jones) diye bir adam… Detaylı bir şekilde araştırdı, bu hesapların çoğunun bot olduğunu, bu tweetlerin dörtte birinin Amerika’dan atıldığını, bu tweetleri atan hesapların sonra isim değiştirdiğini ve sonra tweetlerini sildiğini, hepsini ortaya çıkardı bu analizde… Şimdi bizim algılarımızı da sosyal medya belirliyor bir bakıma. Biz sanıyoruz ki, “bunlar çoğunluk…”

“Gerçek insanların gündemi bu değil…”

Yani sosyal medyada gördüğümüz her şeye aniden bir tutuşuyoruz ama, gerçek insanların gündemi bu değil. Biz de sosyal medyada olanların, botlar ve dış destekli hesapların çoğunluk olması moral bozucu etki yapıyor. Ama gerçek hayat bu değil.

Gerçek hayatta adam karnını doyurduğuna bakar, kendi durumunun düzgün olup olmadığına bakar, okulunun düzgün olup olmadığına bakar, öğretmeninin iyi olup olmadığına bakar. İşte et alabiliyor mu, süt alabiliyor mu ona bakar.

Gerçek hayat bu değil. Gerçek hayatta insanlar –doğrusu-partiye de bakmıyor. Gerçek hayatta insanlar şu anda

-Şöyle diyebilir miyiz; Türk toplumu bütünüyle sosyal medya manipülasyonlarına açık olsaydı, bunlar şu ana kadar çoktan “zafer”(!) ilân etmişti…

Dr. Huriye Tezgelen: -Gürsel Tekin’in kulakları çınlasın, her seçim öncesi yüzde 80 farkla önde gidiyor, seçim sonrası bir hayal kırıklığı yaşıyor. 2023 de böyle olacak! Tabii mevcut siyasi iktidarın kendini derleyip toparlaması gereken yönler var mı? Elbette var. Tabii ki çok fazla…

-Özellikle yukarıda bahsettiğimiz, yalanlar üzerine kurulu manipülasyonlara karşı bir adım atması gerek? Beklenti bu yönde…

Dr. Huriye Tezgelen: -Beklenti bu yönde, evet…

-Örneği, doğrudan devletin güvenliğini ilgilendiren temel konularda adamlar yalan söylüyor…

Dr. Huriye Tezgelen: -Yalan söylüyor.

-Sosyal medya yasası çıkarılacağı söylendi, ama şu ana kadar hazırlanmadı…

Dr. Huriye Tezgelen: -Henüz çıkmadı. Eğer gerçek hayatta terör propagandası yapmak suçsa, sosyal medyada da yapmak suç.Burda, yargıda da ciddi sorunlar var. Yargı, çok tuhaf ve çelişkili kararlara imza atarak milletin vicdanında derin yaralar açıyor.

(Devam edecek...)

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.